BAKLAVANIN YUNAN OLMADIĞI O CIVARı BELLİ Kİ

BAKLAVANIN YUNAN OLMADIĞI O CIVARı BELLİ Kİ

Memlekette Şeker Bayramı. Ve Midilli’de anında hemen kesme şekere muhtaçsınız; tatlı dair öylesine zayıflar. Dünyanın en anlamsız baklavasını yapıyorlar. Kat kat değil, hışır değil, çıtır değil, tıkız, yüklü… Bademli, üzerine de tek bir karanfil saplanmış. Baklavada doğruluk argüman etmek amaçlı deli olmaları gerekli. “Doğu Akdeniz’e ve Ortada Avrupa’ya has baklava ve strudel benzeri kat kat açılan hamur işlerine bu sabah hem bir Yunanlar hem bir de Türkler sahip çıkıyor,” diyor Charles Perry, baklavanın köklerini sondajladığı yazısında. Okumaya devam et “BAKLAVANIN YUNAN OLMADIĞI O CIVARı BELLİ Kİ”

HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI

HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI

Çok tam olarak, rakamlarla belirlenmiş kati bir sebep: O kızdırıcı, bezdirici sıcaklar yok çoğalış. Havada tatlı bir serinlik, ılık bir şefkat var, narin bambu peştemallar benzeri sarıp sarmalıyor. Harika. Şayet bu havanın hiçbir zaman garantisi yok. Güneş bulutun arkasına girip tüm zaman naz yapabiliyor. Yağmurdan balkondaki havluların sırılsıklam ıslanması hiç de romantik değil.Akşamları omuzdaki zarif hırka dişleri birbirine vurduruyor, fırtına çıktı mı yiyecek masası tepetaklak. “Bağlam değişince benzer meydana gelen birşeyler de farklılaşıyor,” diye konuştu bir yakınımız, Assos’un felsefe merakının tesiriyle olsa gerek! Evet, gökyüzü sıcakken rüzgar ne harika Okumaya devam et “HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI”

ERKEK BEBEĞİNİ YALNIZ BIRAKMIŞ

ERKEK BEBEĞİNİ YALNIZ BIRAKMIŞ

Kocaeli Gölcük’teki dehşetengiz vakası takip etmişsinizdir. Türkiye’de birçok rastlamadığımız türden Amerikanvari bir farklı cinnet/cinayet. Bayanın siyah-kırmızı ful aksesuar kostümü, peruksu saçının dip boyası… Dokuz gün üzerine haneye gelince mama yapıp yedirmeye çalışması (polislerin hanede ateş gibi mama bulması)… Öğretmen çocuğu bir dershane öğretmeni olması, dahası Gölcük’te Rheinland Pfalz İlköğretim Okulu diye bir okul olması… İç paralayıcı olması bir tarafa, hangi aracılığıyla baksanız anormal bir hikaye. Ancak gelin bir de şuradan okuyalım: “Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki bir ilkokulda dershane öğretmenliği yapan 34 yaşlarındaki Seçil M.D., iki maaş adam bebeğini hanede tek başına bıraktıktan ardından dokuz gündelik bayram tatilini geçirmek üzere memleketi Adana’ya Okumaya devam et “ERKEK BEBEĞİNİ YALNIZ BIRAKMIŞ”

GRİBE DEVA DÖRTLÜ

GRİBE DEVA DÖRTLÜ

Mercimek, domates, sebze, tarhana filan da olabilir, yapan varsa Osmanlı’dan kalma bayan tuzluğu, badem, oğmaç, tutmaç… Şayet asal hasta çorbası, bol karabiber basılmış tavuk suyuna şehriyedir. Sokakta içilecekse Saray Muhallebicisi bir klasiktir; bu vesileyle Kadir Topbaş’ın başkanlığa devam etmektedir olmasından duyduğumuz memnuniyeti de yazalım kenara. “Çaydan bir zaman uzak kapılmak mahaline yemekten üç zaman uzak durmayı seçim ederim” diye bir Çin atasözü var. Ihlamuru, adaçayını, yeşilini, yaseminini, çoğalış toplamı bini bulan nebat ve meyve çaylarını da katarsak, hastalıkta ömrü yükselen bir laf olmalı! Okumaya devam et “GRİBE DEVA DÖRTLÜ”

SEKİZİNCİ PERDE CANSU DERE’YE HAZIR MIYIZ

SEKİZİNCİ PERDE CANSU DERE’YE HAZIR MIYIZ

Hazırız doğrusu, ne sebeple olmayalım? Orada bir sürü açık bir ihtiras, zaaf, çoğalış ne derseniz yerine, güçlü hisler vardı. Boşanıp bir daha birbirleriyle evlenenlerde, sevgili olup bu şekilde sıyrılıp ayrılıp yedi fasıl bir araya gelenlerde, daima vardır. Yılmaz’la Yağtu evlendiğindeki, “Hayıııır, o değil ötekisi olmalıydı, o değil ötekisi doğruluk ediyor” ayaklanmaları halen hafızalarda. Yılmaz’la Dere’nin bir daha birlikte olmuş veyahut olacak olması, bir kere ‘Ne varsa eskilerde var’ın sağlaması benzeri, ki Cem Yılmaz tam da bu şekilde bir erkek, kopamıyor. Lal Dedeoğlu’yla devam eden dostluğundan, her fırsatta onun Karaköy’deki Bej’ine gitmesinden de belli değil mi? “Ben kimsenin yedeği değilim” demiş Cansu Dere. Doğrudur. Şayet “Ben kimsenin zaafı değilim” demek isteyeceğini sanmam ve de bazen bu ikisi pekala eşanlam mahaline geçebilir. Okumaya devam et “SEKİZİNCİ PERDE CANSU DERE’YE HAZIR MIYIZ”

ÇUKURCUMA’DA NE GÜZEL BİR KAFE BU

ÇUKURCUMA’DA NE GÜZEL BİR KAFE BU

Kanepe ve koltuklara dağılıp yükümlü bir pazar kahvaltısı yaptık zira burada. Şayet ismi sebebinden cumaya koyayım dedim: Cuma, Çukurcuma’da, tatlı, zevkli bir kafe. Masumluk Müzesi’ne 1/2 dk uzaklıkta, caminin karşısında, eskici/ antikacıların aralarında. Güneş vuruyorsa kapının önünde oturuyor, iki kişiden en az biri başka meydana gelen müşterileri. Ek Olarak yayılmaca taraftarıysanız, yukarıya… Özgün eskiyen ya da eskitme eşya ve objelerle dolu, şirin, uslu, abartısız bir yer burası. Poz değil. Teklifsiz. Huzurlu. Mutfağıyla da şımartıyor insanı. Cuma’da mahalli ürün kullanılıyor. Ve mevsiminde sebze… Malzemenin hası hemen hemen oradan alınıyor ya da geliyormuş. Okumaya devam et “ÇUKURCUMA’DA NE GÜZEL BİR KAFE BU”

DİŞ AĞRISINA GEREK MEYDANA GELEN KURT İÇİN TILSIM

DİŞ AĞRISINA GEREK MEYDANA GELEN KURT İÇİN TILSIM

Bugün bizler amaçlı apaçık meydana gelen gerçekler, eskiyen vakitlerde aşamanın mantık sır ermeyen olguları arasındaydı” der Carl Sagan, Cosmos ya da Türkçe’ye çevrildiği şekliyle Kozmos: Aşamanın ve Hayatın Sırları kitabında (Altın Kitaplar). “Bu konuya bir örnayrıyeten, Asurların MÖ 1000 senelerinde, diş ağrısına gerek olduğu sanılan bir kurt amaçlı düzdükleri tılsımlı dizeleri gösterebiliriz: Evren, Anu aracılığıyla / Yeryüzü, evren aracılığıyla / Akarsular, yeryüzü aracılığıyla / Dereler, akarsular aracılığıyla / Bataklıklar, dereler aracılığıyla / Ve minik kurt, bataklıklar aracılığıyla / Yaratıldıktan ardından / Minik kurt ağlaya sızlaya / Okumaya devam et “DİŞ AĞRISINA GEREK MEYDANA GELEN KURT İÇİN TILSIM”

ASMA YAPRAĞI’NDA ÇAĞLAYA DOYMAK

ASMA YAPRAĞI’NDA ÇAĞLAYA DOYMAK

Alaçatı’nın en fenomen lokantalarının en başında, geçtiğimiz yazdan beri kapsamlı bir bahçeye de dağılan Asma Yaprağı geliyor. Ayşe Nur Mıhçı, mutfağı, milleti kocaman masalarda bir araya getirmeyi seviyor. O haftaki Alaçatı pazarı ne verdiyse ona yönelik programladığı zeytinyağlı ağırlıklı Ege klasikleriyle inşa ediyor bunu. Dekorasyon dergilerinden alışık olduğumuz, eskici-antikacılarda bulacağımız penis edevatla: Rengarenk emaye ya da ayaklı cam tabaklar, gümüş servis kaşıkları… Cumartesi akşamı bahçe tıklım tıklım… İç baklalı enginar, çağla, balkabaklı sinkonta, çalkama… Tarçınlı Girit köfte, içi lorla doldurulmuş kabak çiçekleri ve ısırgan otu salatası en Okumaya devam et “ASMA YAPRAĞI’NDA ÇAĞLAYA DOYMAK”

EVDE TADIM GÜNLERİ

EVDE TADIM GÜNLERİ

Konserveler ne durumda? Heyecan ediyorduk. Konserve kutularının üstündeki ‘Gurme’ ibaresinin bir karşılığı var mıydı? Muayene etmeliydik. Zeytinyağlı barbunyada hüküm kıldık: Tamek, Tat, Tukaş… Hangisinin hangisi meydana geldiğini ben biliyordum şayet E.A., yuvarlak, dikdörtgen, üçgen kaselerde kör tadım yaptı.Sonuçta hemfikirdik: Sıralama Tat, Tamek, Tukaş halinde oldu.Sonra aklımıza bira tadımı düştü. Meşrutiyet Caddesi’ndeki (Tepebaşı) Comedus’ta harika peynirler, güzel ilgisiz etler, özellikli ürünler satılıyor. Marketlerde mevcut olmayan, iddialı barlarda dahi isabet gelinmeyen değişik Alman, Belçika, İskoç biraları da cabası… Okumaya devam et “EVDE TADIM GÜNLERİ”

LESBOS MYKONOS OLABILIR MU

LESBOS MYKONOS OLABILIR MU

Kayalıklar üstündeki kuruluş, oysaki bundan önce de gece kulübüymüş ama tutmamış. O vakitki adı Gataluzi’ymiş ve 12 sene önce kapanmış. Hemen Club OXY isimiyle bir daha girişmişler. Ve de Türkiye’den bir yatırımcı varmış.O gece açılışa gitmedik ama açılış ayağımıza geldi ve yatağımızda erken 7’ye civarı zangırdadık! Sonrası gece başka bir deyişle Cumartesi saat 01:00 dolaylarında önünden geçerken ise ortalık tenhaydı.Sonra haneye döndük.Akabinde bir bülten düştü: “OXY’nin kurucu ortağı Atacan Uslu” diyordu, “500 bin avro’luk yatırım” diyordu, “Mykonos’tan daha sonra Lesbos’u Yunan adalarının 2. eğlence merkezi haline getirmesi beklenen” diyordu… Okumaya devam et “LESBOS MYKONOS OLABILIR MU”