Kahraman Kuveytliler

Kahraman Kuveytliler

Saddam Hüseyin 1990’ın 2 Ağustos’unda Kuveyt’i işgal etti. Operasyon birden çok saat içinde bitti, Kuveyt’in illeri, kasabaları ve çok ek olarak ehemmiyetlisi tüm yakıt kuyuları o zaman öğleden ek olarak sonra Irak’ın eline geçti.
Kuveyt birlikleri işgale o kadar oldukça başarılı ve tasarılı biçimde karşın koydular ki, kahraman Kuveyt silahlı gücü hiçbir zayiat vermedi, bir bir askerinin dahi burnu kanamadı, silâhları ve hattâ bir savaş uçağı olsun hasar görmedi.
Bu nihai derece zeki ve oldukça başarılı mukavemeti ne türlü gösterdiklerini heyecan mı ettiniz? Söyleyeyim: Iraklılar’ın geldiği işitilir işitilmez, Kuveyt’in o sırada “emîr”i meydana gelen Cabir Ahmed es-Sabah herkesten öncesinde düğmeye bastı, jetine atladığı benzeri memleketinden firar etti, komşusu Suudi Arabistan’a gitti, Taif ilindeki Hilton Oteli’ni kapatıp Okumaya devam et “Kahraman Kuveytliler”

Eyvaaah! Ayasofya cami olacakmış


Eyvaaah! Ayasofya cami olacakmış

TARİH Vakfı, Ayasofya’nın müze statüsüne nihai verilip fetih sonrasında asırlarda kullanıldığı hâle getirilmesine, başka bir deyişle tekrardan cami meydana gelmesine karşın çıkmış ve bu biçimde bir “tehdidi” engellemek maksadıyla bir imzasını kampanyası başlatmış.
Vakfın izahına yönelik aralarında hayat genelinde tarihçilerin, mimarlık tarihçilerinin, savunma uzmanlarının, bir takım gazetecilerin ve kani önderlerinin koltuk aldığı binden pek birey geçtiğimiz Cuma bugünü nihai bulan kampanyaya dayanak vermişler, ardından Beyoğlu’nun arka taraflarındaki bohem bir restoranda toplanılmış ve Ayasofya’nın cami olması tehlikesine karşın neler yapılacağı tartışılmış. Okumaya devam et “Eyvaaah! Ayasofya cami olacakmış”

KOMŞUYA AYIP OLUR

Yeri gelmişken, Saddam Hüseyin’in askerlerinin, Irak’tan kat kat zengin meydana gelen Kuveyt’e girer girmez yaptıkları muazzam yağmanın ilhamıyla meydana çıkan ve işgal esnasında Suudi Arabistan’da kahkahalarla belirtilen bir fıkrayı da nakledeyim:
Iraklı askerler, yağma amaçlı gözlerine kestirdikleri zengin bir villaya girmişler. Villanın sahibi meydana gelen ailenin erkekleri işgalin önce dakikalarında Emîr Hazretleri’nin izinden gitmiş, başka bir deyişle kapağı Suudi Arabistan’a atmış oldukları amaçlı binada yalnızca kadınlarla çocuklar kalmışmış…
Askerler öncesinde villadaki güneş kremlerini tereyağı zannetmiş, ekmeğe sürüp âfiyetle yemişler. Derken, elektronik ve beyaz mal nâmına ne varsa toparlayıp kapıdaki kamyonlarına yüklemiş, korku içinde titreyen ev sahibesine “Haydi, eyvallah!” Okumaya devam et “”

HALI YERİNE KUR’AN

HALI YERİNE KUR’AN

Meyzi Baran ve onun başlattığı “Hazine Avı”programlarını uygulayanlar, yabancıları halı, seramik yahut bakır işi benzeri yöresel ve turistik objelere yönlendiriyorlardı… Şayet nihai birden çok aydan buyana objeler değişti, turistler son olarak “Kur’an avı”na gönderiliyorlar…
Bazı turizm şirketleri, ava yollayacakları müşteriye ne yapması gerektiğini anlatırken, söze “Müslümanlar’ın mukaddes kitabına ‘Kur’an’ denir” diye başlıyorlar… “Kur’anlar yüzyıllar süresince elle yazılmışlardır. Eskiyen kitapçıları dolaşın, kendinizi elyazması Kur’an müşterisi benzeri gösterin ve 16. ya da 17. asırdan kalma Kur’anlar arayın. Ardından hangisini beğenirseniz iyi bir pazarlığa girişin şayet kitapçı elyazmasını dilediğiniz ücrete satmayı onay etse dahi sakın almayın, çünkü memleketinize götüremezsiniz, elyazması kitapları Türkiye’nin dışına müsaade almadan çıkartmak yasaktır, havaalanında Okumaya devam et “HALI YERİNE KUR’AN”

CAMİLER VE KİLİSELER ŞEHRİYDİ

CAMİLER VE KİLİSELER ŞEHRİYDİ

1830’larda müstakil Yunanistan’ın kurulmasının sonrasında, Mora ve Attike yarımadasıyla Eğriboz Adası’nda yer alan Türkler, Osmanlı topraklarına göçettiler. İkinci kocaman göç dalgası Balkan Savaşları’ndan ardından yaşandı. Selânik’in, Manastır’ın ve Yanya’nın katliamlardan kurtulabilen yüzbinlerce Müslüman sâkini Anadolu ile Trakya’nın farklı yerlerine yerleştirildiler. Batı Trakya’nın dışındaki bölgelerde hayatını sürdüren Türkler ise 1924’te Lozan Antlaşması gereğince yapılmış olan nüfus mübadelesi ile Türkiye’ye geldiler. 16. yüzyıldan bu yana ilde birden fazla manastır ile kilise yapılmış ve Atina, Osmanlı çağında bir “kiliseler şehri”olmuştu. 17. asır Atina’sında Evliya Çelebi’ye yönelik 300, İngiliz Konsolosu Jean Giraud’ya yönelik ise 350 kilise vardı. Okumaya devam et “CAMİLER VE KİLİSELER ŞEHRİYDİ”

Cumhurbaşkanımız’nın Cezayir’de gittiği ‘Kasba’nın şiirlere girmiş hazin öyküsü

Cumhurbaşkanımız’nın Cezayir’de gittiği ‘Kasba’nın şiirlere girmiş hazin öyküsü

Afrika gezisine çıkan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, Cezayir’de bizim “Kasaba”, Cezayirliler’in de “Kasba” dedikleri mekânı ziyaret etti şayet “Kasba”nın ne meydana geldiği dair birçok bir birşey yazılmadı. “Kasba” yahut “Kasaba”, Cezayir’de yüzyıllar süresince süren Türk yönetimi esnasında idare merkezi ve levend kışlalarının yer aldığı yerdir ve şair levendler buradaki gündelik yaşamın zorluklarını şiirlerine aksettirmişlerdir.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, çıktığı Afrika gezisinin önce ayağı meydana gelen Cezayir’deki resmî temaslarının sonrasında başkentimiz Cezayir’in “Kasaba” bölgesini ve oradaki Keçiova Camii’ni ziyaret etti.
Bundan yüzyıllar öncesinde Türkler aracılığıyla yaptırılan, sonraki yüzyıllarda genişletilen, şayet Fransız işgalinin Okumaya devam et “Cumhurbaşkanımız’nın Cezayir’de gittiği ‘Kasba’nın şiirlere girmiş hazin öyküsü”

NERİMAN SULTAN’IN MEDELLİĞİ, EDEPSİZLİK EDEN MATİSSE’İN BİR HARIKA DAYAK YEMESİ İLE NIHAI BULDU

NERİMAN SULTAN’IN MEDELLİĞİ, EDEPSİZLİK EDEN MATİSSE’İN BİR HARIKA DAYAK YEMESİ İLE NIHAI BULDU

HENRI Matisse, 20. yüzyıl resminin en kocaman ustalarındandı. 1869’da doğdu, haklar okudu, ardından resme heves etti ve bir aşama klasik resimle uğraştı.
Gençlik senelerinde Fas’a yaptığı 2 yolculuk, Matisse’in fotoğraf anlayışını değiştirdi ve ressam çağdaş tarza yöneldi. Rusya’yı da içerisine meydan uzunca bir Avrupa seyahatinden ardından Tahiti’ye gitti. Dönüşünde çizgileri çoğalış kişiliğini keşfetmiş, üslûbu ve zanaat anlayışı tamamen yabancı bir çizgiye yerleşmişti. Nice’e yerleşti ve en mühim yapıtlarını bu dönemde inşa etti. Epeyce uzunca bir hayat sürdü ve nihai senelerinde bizde “kaatı” olarak malum yapıştırma kâğıt tekniğiyle de eserler verdi. Okumaya devam et “NERİMAN SULTAN’IN MEDELLİĞİ, EDEPSİZLİK EDEN MATİSSE’İN BİR HARIKA DAYAK YEMESİ İLE NIHAI BULDU”

DİN VE YAŞAMSAL KIRILMA


DİN VE YAŞAMSAL KIRILMA

PEW’in vardığı neticeler, 16. yüzyılda bizzat mezhebini kurmuş meydana gelen İngiltere ile Katolik dünyasının yüzyıllar süresince kalelerinden biri onay edilen Fransa’nın, bundan 35 yil ardından çoğalış “Hristiyan ülke olmayacakları” manasına geliyor! Bu durum Fransa’nın “laik” idaresinin umurunda değil ama Hristiyanlığın geleceği ile ilgili şu anda kilisenin sonrasında fikir beyan eden tek Avrupa öncüsü, İngiltere’de yapılmış olan nihai seçimlerin muzaffer başbakanı David Cameron… Cameron’un geçtiğimiz ay Paskalya esnasında yaptığı bir konuşmada “İngiltere şu anda halen bir Hristiyan memleket ama bu ne vakte civarı aynı ritimde devam edecek, bilmiyorum”demiş olması, duyduğu endişeyi gösteriyor. Okumaya devam et “DİN VE YAŞAMSAL KIRILMA”

GÖKYÜZÜNÜN İKİ BELÂLISI

GÖKYÜZÜNÜN İKİ BELÂLISI

Ama, semanda ondan ek olarak uğursuz bir “seyyare”, başka bir deyişle gezegen mevcuttu: “Zuhal”, başka bir deyişle Satürn!.. Araplar’ın “Mirrîh”, bizim de zamanında “Merih” dediğimiz Mars yahut Behram, Zuhal ile birlikte semanın 2 uğursuzu hâline geldi; Mars’a “Küçük Uğursuz”, Zuhal’e de “Büyük Uğursuz”dendi ve “ilm-i nücum”a başka bir deyişle yıldız falına yönelik ikisi benzer çizgide yer aldığı anda dünyaya gelmiş olanın kaderi de o kadar felâketlerle dolu olurdu ki, Allah korusun!
Eskiler kızıl gezegen amaçlı ek olarak neler uydurmuşlardı, neler… Askerlerin ve savaşçıların şansi Mars’a bağlıydı, salı bugünü ondan etkilenirdi ve her salı bu sebeple uğursuzdu, kızıl gezegenin cumartesi geceleri fena işler yapması mümkündü ve dolayısıyla temkinli olmak lâzımdı. Bakır ile üçüncü diyârın ikliminin, koku alma duygusunun, insanoğlunun toprağı kazma Okumaya devam et “GÖKYÜZÜNÜN İKİ BELÂLISI”

Kaybeden çan takıp oynamaz, abartmayın, asap bozmayın

Kaybeden çan takıp oynamaz, abartmayın, asap bozmayın

DAĞDAN inen PKK’lılara yapılmış olan karşılama, Ülkemiz’de pekçok kişiyi huzursuz etti.
Zannedersiniz ki, kocaman bir marifet yapmış geriye dönüyorlar.
Bakın dostlar, şunu anında saptama edelim.
PKK olarak bilinen kanlı teşkilat, Ülkemiz’de her çeşitli etnisiteden 40 bine yakın insanın yaşamına eşya olmuştur. Bunların kocaman kısmı Kürt yurttaşlarımızdır.
Bu teşkilat kanlı bir süreçten hemen ardından “SAVAŞI KAYBETMİŞTİR”.
Evet kocaman harflerle yazıyorum, “SAVAŞI KAYBETMİŞTİR”.
Mağlup bir örgüttür.
Elebaşı meydana gelen birey şu anda Ülkemiz Cumhuriyeti Devleti’nin hapishanesindedir.
Halen yaşamda olması, Ülkemiz Cumhuriyeti Devleti’nin büyüklüğündendir. Dağdan inenlere “kucak açmasına” ne sebeple meydana gelen da Ülkemiz Cumhuriyeti’nin bu büyüklüğüdür. Okumaya devam et “Kaybeden çan takıp oynamaz, abartmayın, asap bozmayın”