Menderes’in idamı: Laik düzenin çöküşü

Menderes’in idamı: Laik düzenin çöküşü

Yıllar öncesinde “İktisadi gelişim teorileri üst kısmına, 1946-60 çağı Ülkemiz ekonomisi” başlıklı doktora tezimi yazarken, aramaya eskiden hiç hazırlıklı olmadığım bir biyolojik gerçekle surat yüze kalmıştım.
Demokrat Parti’ye karşın yapılmış olan darbe ve Adnan Menderes’in idamı üst kısmına pekçok resmi söz söylenir ya, bunların hiçbirinin gerçek olmadığını, işin temelinde laik düzenin kendisini muhafaza etmek güdüsü yer aldığını ve o idam hatıranın da Ülkemiz’deki laik düşüncenin bir çeşit intiharı meydana geldiğini görmüştüm.
O “an” o kadar kuvvetli yaşamsal dinamikleri gösteriyordu ki seneler ardından AK Parti’yi doğuran dinamiğin de o “an”dan güç aldığını söyleyebiliriz. CHP’nin halen ek olarak iktidar amaçlı kendisini toparlayamamasını ve laik düşüncenin halen ek olarak sarsıntı geçirmesini o “idam anı”na bağlayabilriz. Okumaya devam et “Menderes’in idamı: Laik düzenin çöküşü”

DERİN DEVLETİN AKSAÇLILARI

DERİN DEVLETİN AKSAÇLILARI

Girişte bahsettiğim James Ellroy’un kitabında bugünkü gibi durumlarda işlerin her an kontrolden çıkabileceği ve daha önce olduğu gibi başkanların öldürülmesine kadar varabilen karanlık işler döndüğü anlatılıyor.

Bu arada derin devleti oluşturan güç- ler arasında çatışmalar olması, “derin devletin aksaçlıları” olarak adlandırılabilecek insanları rahatsız ediyor. Bunlar seçim sonrasında hemen işe el koyup karanlık dünyalarda düzeni ve yazılmamış kuralları uygulatmak niyetindeler.

Aralarında çok büyük işadamları, eski CIA başkanları, devlete uzun yıllar hizmet etmiş tecrübeli isimler, ünlü medyacılar ve eski genelkurmay başkanlarının da bulunduğu bu aksaçlılar grubu bir anlamda derin devlet koordinatörü gibi hareket edip bugünkü tehlikeli gidişata müdahale edecekler.
Okumaya devam et “DERİN DEVLETİN AKSAÇLILARI”

YALANCI ŞÖHRET MERAKI

YALANCI ŞÖHRET MERAKI

Kanunî ile ilgili hata ilanı yapanlardan sözetmek, peşinde oldukları “şöhret-i kâzib”e, başka bir deyişle yalancı şöhrete kavuşmalarına hizmet edeceği amaçlı gereksizdir. Bu Sabah halen süren surat küsur şahsiyet bir ailenin, başka bir deyişle Kanunî’nin soyundan iştirak eden Osmanoğulları’nın nesiller evvelki büyükanneleri meydana iştirak eden Hürrem Padişah ile ilgili “fahişe” diyebilenlere yanıt verdiğinizde ise kaleminiz de, kâğıdınız da, hattâ bilgisayarınızın tuşları ve ekranı da kirleneceği amaçlı onlardan bahsetmeye de lüzum yoktur! Okuyucu lazım gelen yanıtı esasen vermiş, zaman kararini icraya çoktaaan başlamıştır…
Geriye kalıyor, Rüstem Paşa… Okumaya devam et “YALANCI ŞÖHRET MERAKI”

BİR GARİP UYGULAMA

BİR GARİP UYGULAMA

Quataert, kitabında bir madende grizunun birikip birikmediğini tanımlamak amaçlı eskiyen asırlarda tatbik edilen garip metodu şu şekilde yazar:
“…İşçiler ve daha birçoğu, uzunca seneler Osmanlı madenlerinde, bununla birlikte ABD BIRLEŞIK DEVLETLERI ve Fransa’da ve büyük ihtimal yabancı ülkeler de de standart bir uygulama meydana iştirak eden riskli bir prosedür yüzün den yaşamlarını kaybediyorlardı.
…İşçiler az miktarda meydana geldiği umulan birikmiş meydana iştirak eden gazı isteyerek yakmak için madenlere itinalı olarak ellerinde açık alevlerle giriyorlardı. Sözgelişi, Abd’nın Ohio eyaletinde 1870’li senelerde, erken saatlerinde daha hiçbir işçinin madene girmesine müsaade veril meden, metan gazının olup olmadığını saptama etmek amaçlı ‘ateş gözcüsü’ elinde Okumaya devam et “BİR GARİP UYGULAMA”

Peygamber’in Mekke’deki evini yıkıp Cidde’de taklidini yapanlar

Peygamber’in Mekke’deki evini yıkıp Cidde’de taklidini yapanlar

BASINIMIZDA ve web sitelerinde birden çok günden buyana Cidde’de yepyeni yapılıp ziyarete açılan bir ev maketinin görüntüleri çıkıp duruyor: Hazreti Muhammed’in Mekke’de doğduğu, bundan çok süre öncesine civarı temellerinin rahatça görülebildiği ama yıktırılıp mahaline bir milletçe kütüphanesinin inşa ettirildiği evinin replikasının görüntüleri…
Amine Hatun, Hazreti Muhammed’i Mekke’de minik bir hanede dünyaya getirmiş, peygamberin önce çocukluk günleri burada geçmiş, büyükbabası Abdülmuttalib’in himayesine girene civarı bu hanede yaşamıştı. Evin yer aldığı arazi, bir görüşe yönelik Hazreti Muhammed’in soyunun dayandığı Hâşim ailesine aitti. Mekke’nin ileri iştirak eden boylarından meydana iştirak eden Hâşimîler, Peygamber dünyaya geldiği sırada gerçi eskiyen zenginliklerini çoğalış kaybetmişlerdi ama Mekke’nin halen hürmet gören ailelerinden idiler. Hazreti Muhammed’in, peygamberliğini ilân etmesinin sonrasında düşmanlıklarını açıkça ilân edenlere Okumaya devam et “Peygamber’in Mekke’deki evini yıkıp Cidde’de taklidini yapanlar”

NOBELLİSİNE NE OLDU


NOBELLİSİNE NE OLDU

Büyük prodüksiyonların önce baskıları eskiyen harflerle meydana gelen klasik yapıtları anapara olarak kullanmaları, yayınlandıklarında eleştirmenleri hayranlık krizlerine sokan yepyeni romanlarda bir sorun meydana geldiğini gösterir… Satış rekoru kırdıkları, bazılarının ek olarak çıkar çıkmaz surat binin üstünde sattığı söylenen ve bu adedin kısa sürede birden çok surat bini bulduğu öne sürülen romanlar uzunca dizilerin konusu olamıyor, başka bir deyişle yapımcılar bu eserlere ücret yatırmaktan çekiniyor iseler ortada yabancı bir iş ve modern edebiyatımızda da bir sorun var demektir…
Nobelli romanlarımızın dahi dizi yapılmamalarının sebebini ise çoğalış hiç sormayayım, ayıp olmasın!
Sırası gelmişken, yapımcılarımıza talep ettikleri civarı uzatıp en azından 5 yil aynı ritimde devam ettirebilecekleri bir yabancı romanı hatırlatayım: Refik Hâlid’in 1950’lerde yayınladığı “Dişi Örümcek”ini… Okumaya devam et “NOBELLİSİNE NE OLDU”

Altmışından ardından bobstil Budistlik

Altmışından ardından bobstil Budistlik

“Bir yandan câm-ı aşkın, bir yandan meyle ney / Kör-kütük, zil-zurnayım; sâki fitil ettin beni / Serhoşum, kör kandilim, yandım o mavi gözlere / Altmışından ardından cânâ bobstil ettin beni”!
Türkçe’ye 1940’lı senelerde giren “bobstil” sözü uçuk-kaçık giyinenler ve garip kılıklar içinde deli-dolu işler edenler ile ilgili kullanılırmış…
Meselâ, erkeğin açık mavi bir ceketin altına cart sarı pantolon çekmesi yahut fıstık yeşili gömlekle şeker pembesi birşeyler giymesi hem bir zevksizlik, hem bir bobstilliktir. Altmışından ardından çevreye garip görünecek işler etmek, seksek oynamak, burnuna halka takmak, bongo çalmaya heveslenip ders almaya başlamak yahut baleye başlamak da bobstilleşmek sayılır.
Yine o yaş grubundaki, başka bir deyişle altmışından ardından dünyanın tâââ diğer ucundaki Butan’a gitmek, hatta o civarı karayolu kültürel maksatla değil, Budist doktrinini uygulamalı biçimde öğrenmek amaçlı tepmek de benim düşünceme göre tam bir bobstillik nümunesidir… Okumaya devam et “Altmışından ardından bobstil Budistlik”

MEDED YÂÂÂ TWITTER

MEDED YÂÂÂ TWITTER

Memleketin kaderini heran değiştirebilecek bu hadiseler yaşandığı sırada, vaktin ana muhalefet partisi meydana gelen CUMHURIYET HALK PARTISI’nin öncüsü İsmet İnönü anında herkesi şaşırtan bir takım bilgilendirmeler inşa etti, gazetecilerin Bağdat Paktıyla ilgili sualleri üst kısmına “Hükümetin hükümlerini gerçek bulduğunu” ifade etti. İsmet Paşanın evrensel sekreteri Kasım Gülek de Londra’da bir beyanat verdi, “Ülkemiz, özgür hayat felsefesini Ortadoğu’nun öbür milletlerine yayan bir liderdir” diye konuştu. Paşa, 1957’deki savaş hazırlıkları esnasında da tek bir laf etmedi ve Doğu Anadolu seyahatine çıktı!
O vaktin gazetecileri, sonradan yayınladıkları hatıralarında İnönü’nün Ankara’da devlet ile kapalı kapılar ardında yaptığı müzakerelerde kıyametleri kopardığını, “Şimdi ordu sevketmek üzere olduğunuz yerlerde ben senelerce harp ettim. Savaşın ne türlü herhangi birşey meydana geldiğini bilmeden bu yaptıklarınızın farkında mısınız?” diyerek ortalığı kasıp kavurduğunu yazdılar… Okumaya devam et “MEDED YÂÂÂ TWITTER”

EVET, İÇERDİ AMA

EVET, İÇERDİ AMA

Şehzade Selim yahut sonraki ismi ile “İkinci” ya da “Sarı” Selim evet, içkiye müptelâ bir hükümdardır ama yabancı nitelikleri de vardır:
Babası ve dedeleri benzeri sefere çıkmamış, sarayında zevk u safâ ile karar sürmüştür ama en başında yer aldığı hükümet tabiî sınırlarına esasen erişmiş benzeri meydana geldiği amaçlı kendi sefere gitmesine esasen sebep de yoktur. Sefere çıkmamasına nazaran kuvvetli sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa’nın karşın çıkmalarına kulak asmayarak Kıbrıs ve Tunus’un alınmasını emredip fethedilmelerini imkanı sunan ve İnebahtı faciasından ardından Osmanlı donanmasını yine toparlayan birey, Padişah Selim’dir.
Çok yakında ile ilgili demeyeceğimizi bırakmayacağımız hükümdarın bir özelliği daha: Kanunî’nin başka tüm erkek çocukları benzeri çok güzel bir öğrenim görmüştür ve zamanının en kuvvetli entellektüellerinden biridir! Hatta hem bir Hürrem Padişah’a, hem bir de İkinci Selim’e nefret nazarıyla bakanımız tanınmış tarihçi İsmail Hami Danişmend dahi “Kronoloji”sinin İkinci Selim bahsinde hükümdarın hakkını teslim etmek zorunda kalmıştır! Okumaya devam et “EVET, İÇERDİ AMA”