Aydın Doğan sine-i millete mi dönüyor

Aydın Doğan sine-i millete mi dönüyor

Reşat Çalışlar, AK Parti’yi de Doğan Grubu’nu da benzer “burjuva” hamamının benzer tasları meydana geldiğini varsayan Türk solunun mevzubahis arbede abuhavası sebebiyle fena takdirde paralize meydana geldiğini, toplumu sınıfsal ölçülere yönelik ayırdıklarından mevzubahis arbede sebebiyle tezlerinin çöktüğünü söylüyordu.
Siteye tekrardan girdiğimde mevzubahis yazıyı bulamadım şayet bu defa bir özel haberle karşılaştım. Habere yönelik Aydın Doğan, A&G Denetim Şirketi’ne grubun aldığı vergi cezası ile ilgili bir anket yaptırıyormuş. Ev ev dolaşarak yapılmış olan ankette Aydın Doğan ve Recep Tayyip Erdoğan arasındaki polemik, Doğan Yayım Holding’in aldığı vergi cezası, bu cezanın sebepleri ve basın patronları ile ilgili sualler bulunuyor.
Bazı sualler ise taraflı, uydurma bilgi yapan, milletin çıkarlarını, dini hislerini sömüren dergi ve kanalları tespite yönelik. Ancak en hayret verici soru, yalnızca “iki adet” alternatif sunan ve zihinlerde tespit edecek bir hüküm oluşturmaya yönelik meydana gelen şu soru: Okumaya devam et “Aydın Doğan sine-i millete mi dönüyor”

Listelerin esiri olmayın

Listelerin esiri olmayın

SARIKIZ, Yakamoz ve Ayışığı’nın bir parçası meydana gelen Balyoz darbe tasarısı günlerdir tartışılıyor. Vesikayı yayınlayan Yön Gazetesi, yalnızca tasarıları ve o tasarılara yön verici niyeti açık etmiyor, bununla birlikte dizi dizi listeler yayınlıyor. Bu listelerin bazılarında darbeye taban teşkil edecek, başka bir deyişle darbenin yapılmasını, yurt genelinde harika haller, sıkıyönetimler ilan edilmesini, başka bir deyişle esasen tam anlamıyla devlet olamayan sivil seçilmişlerin elindeki yetkinin tamamına sahip olmayı olası kılacak eylemler de meydana konmakta, o da bir birşey değil, bu eylemleri icra edecek timlerin listesi de yayınlanmış bulunmakta. Reaksiyonlar farklı farklı. Bir grup her an yaptıkları benzeri hemen de tasarıları “hayatta inanmam” reaksiyonuyla karşılayarak, gazeteyi uydurmakla itham ederek, tasarının tesirini hafifletmek talep ediyor. Ki mazurdurlar, “kendilerinden faydalanılacak basın mensupları listesinde” adları geçmiş, bu tatsız vaziyetle bizzat bizzat kendilerini gaza getiriyorlar. Okumaya devam et “Listelerin esiri olmayın”

Hangi CUMHURIYET HALK PARTISI’yi temsil edecek

Hangi CUMHURIYET HALK PARTISI’yi temsil edecek

BAYKAL’a tertip eden kasetli komplonun yarattığı “mağduriyet”rüzgârı CUMHURIYET HALK PARTISI’de lumlu mu negatif mu olacağı meçhul bir harekete sebep oldu. Kılıçdaroğlu bu areketlenmenin sonucu olarak CUMHURIYET HALK PARTISI liderliğine gerçek yol ediniyor. Evsaflı muhalefet gerekçelerinin hepsi size hayat, çoğalış bir motivasyonvar: AK Parti’den nefret. Kılıçdaroğlu esasında CUMHURIYET HALK PARTISI’nin değil, Baykal’dan rahatsız olanların da değil, AK Parti’den nefret edenler konvansiyonunun başına geliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu diye tutturan CUMHURIYET HALK PARTISI’ liler, CUMHURIYET HALK PARTISI’nin şuanki gidişatına karşın sahih bir itiraz cihetine sahip olsalardı, değişiklik taleplerinde sahici bir istence sahip olsalardı, bunun olması amaçlı Baykal’ın özel yaşamının ayağa düşürülmesini beklemezlerdi. Okumaya devam et “Hangi CUMHURIYET HALK PARTISI’yi temsil edecek”

YARGI HİÇ BAĞIMSIZ OLUYOR MU

YARGI HİÇ BAĞIMSIZ OLUYOR MU

Ancak gerçekçi olalım. Bu ideal ya homojen toplumlarda ya da farklılıklarını hazmetmiş, birbiriyle eşdeğer ilişkiler kurmayı başarmış, sistemin yurttaşlarını “eşitler” ve “daha eşitler” diye ayırmadığı koşullarda yaşama geçebiliyor. Bununla Birlikte bazen oralarda da işler karışıyor. AİHM’nin Avrupa’daki Müslümanların din hürriyeti ile ilgili taleplerine 11 Eylül’den öncesinde ve 11 Eylül’den daha sonra ne türlü cevap verdiğine bakın, aradaki devasa fark sizlere gerçeği verecektir. Politik rekabetin ve ayrışmanın “yolsuzluk, kalkınma, organik tarım, tüketici hakları vs.” benzeri konular üzerinden gitmediği, daha köklü taleplerin ve derin ayrışmaların yaşandığı Türkiye’de ise iş daha kolay değil. Burada hüküm politikadan hiç uzak olmadı, bilakis tespit edecek bir politikanın tarafı oluyor, Okumaya devam et “YARGI HİÇ BAĞIMSIZ OLUYOR MU”

ÇATAL GELDİ DOĞRULUK ZAİL OLDU

ÇATAL GELDİ DOĞRULUK ZAİL OLDU

Keşke bu “rüya” özgünlüğü, polemik konusu yapılamayacak mutlu olmak projeksiyonlarından ibaret kalsa. Ancak mükemmel saadet özleminin diğer yüzünde mükemmel kâbus senaryoları durur; başkalarının “kötü” meydana geldiği vehmi. Mantık yürütme mahaline “rüya yürütme”ler, istişareler mahaline “istihareler”. Malum ve kısmen gizli gerçekleri beğenmediği hasmına izafe ederek hedefini şaşırmış komik tümevarımlara gitmeler. Kapalı kapılar ardında neler meydana geldiğini herkesten iyi bilmeler…
Numan Kurtulmuş’a saldıranların kapalı kapılar ardında olanları “görmek”(!) benzeri yetileri var. Nasılsa bundan sonra. Okumaya devam et “ÇATAL GELDİ DOĞRULUK ZAİL OLDU”

Yumurta ve yumurtlama

Yumurta ve yumurtlama

Yumurta ve cop benzer kefeye konulmaz. Yumurta çok narin bir mukavemet aracıdır. Fakat, karıştırmayalım, Burhan Kuzu’ya yumurta atılmadı, yağdırıldı. Bunun Için maruz olan bireyin Burhan Kuzu benzeri iktidarın en anlayışlı, en mutedil şahsiyetlerinden biri olması, bununla birlikte talihsizlikti. Hakeza Süheyl Batum da hissesini aldı protestodan.
Polisin Dolmabahçe’de sergilediği “Orantılı kuvvet, kuvvet değildir” felsefesine karşın talebenin ele geçirdiği maneviyat üstünlük, Ankara SBF’de kısmen lekelendi. Ancak tüm şunlar talebelerin kaygılarını, gelecekle alakalı kızgın tedirginliklerini anlamazlıktan gelmemizi gerektirmez. Zanaat galerilerine müdahale edip durum çıkartan Tophanelileri mazur kılabilecek etkenleri ne türlü sıralayıp meydana koyuyorsak, talebelerin itiraz cihetlerini de anlayabilmeliyiz. Her söylemi getirip “maşa” muhabbetine bağlantı kurmak da tekrara düşmek oluyor. Üstelik ek olarak kaygı veren bir birşey oluyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor. Diyor ki: “Bunların arkasında tespit edecek yapılanmalar var.” O an itibarıyla bilgi ajansları “belirli yapılanmanın” gözüken ucunu bulmaya başlıyor. Okumaya devam et “Yumurta ve yumurtlama”

AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK CIVARı CİDDİ BİR ŞEYDİR

AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK CIVARı CİDDİ BİR ŞEYDİR

Aile yapısı çökmüş bir toplumu az ve uzunca vadede pekçok sıkıntının beklediğini öngörmek amaçlı kocaman bir sosyolog olmaya da sebep yok. Bununla Birlikte bizzat, ailenin, bütün ezici otoriteler karşısında, bireye hem bir liman hem bir de kendini yine yapma imkânı temin ettiğini tahmin ediyorum. Fakat… Aile yapısını işlek tutmanın karayolu, onu dışardan efsunlayıp, dokunulmaz duruma getirmek ve o aileyi yaratan insanlara abartmayın, katlanın demek değildir. Topluluk ve hükümet aracılığıyla dokunulmaz duruma getirilmiş bir yapının bir takım insanlara konfor temin ederken öbür bazılarına zindan meydana geldiği gerçeğini unutursanız, aileyi içerden çökertmenin önce adımını atmış olursunuz. Muhafazakâr ve gelenekçi/töreci düşünceler, aileyi kuvvetli bir sert duvar olarak tasavvur etme alışkanlığında o civarı aşırıya kaçıyorlar ki, aile bir yuva, bir liman olmaktan çıkıyor, kocaman balığın minik Okumaya devam et “AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK CIVARı CİDDİ BİR ŞEYDİR”

SENİ GİDİ MINIK ÇILGIN ŞEY

SENİ GİDİ MINIK ÇILGIN ŞEY

Şimdi, ortaokul mezunu Ogün Samast, “Suçlu ben değilim, manşetler” diyor. Tam bu noktada insanın midesi bulanıyor. “Seni gidi minik çılgın şey” diyorsun…
Bir çeşitli bitmeyen davada işin geldiği noktaya bakın: Hrant’ın katili, Hrant’ın arkadaşlarının çözümleme ve eleştirilerinden pasaj çalarak koruma hazırlıyor. Ogün Samast, Hrant Dink cinayetinde basının rolünü çözümleme eden demokrat yazarlardan esin alarak kendisini temize çekiyor. Bir sonraki duruşmada “askeri vesayet”ten bahsetmesini ve problemin bir “sistem sorunu” meydana geldiğini çözümleme etmesini bekliyorum bizzat. Rakel Dink’ten alıntı yaparsa, ona da şaşırmam.
Sizce de bu akıllar Ogün Samast amaçlı belli bir süre pek değil mi? Okumaya devam et “SENİ GİDİ MINIK ÇILGIN ŞEY”

Avrupa, Avrupa oluyor…

Avrupa, Avrupa oluyor…

SEÇİMLER yaklaşınca Sarkozy klasik can simidine sarıldı. “Ermeni soykırımını reddetmeyi hata haline getiren yasa” amaçlı kolları sıvismi. Erdoğan’ın kendisine verdiği katı yanıt beraberinde Ülkemiz’nin AB ile ilişkileri, AB’ye üyeliğin düş olması yine konuşulur oluyor. AB, Ülkemiz’yi almak istermiş şayet Ülkemiz’nin tavırları nedeni ile bu sorun rafa kalkmış değil. Sorun, Ülkemiz ve Türklerden ibaret de değil.
Fransa, Müslüman unsurları aşağılamak amaçlı hiçbir imkanı kaçırmıyor. Günlük hayat kâh peçe yasağıyla kâh öğrenim müesseselerindeki kılık elbise uygulamalarıyla sık Müslüman halkoyu aleyhine dönüyor. Sarkozy’nin tavrının tahlili amaçlı AB’nin öbür mühim ülkesi, Almanya’ya ve Sarkozy’nin ruh ikizi Merkel’e göz ucuyla bakmak dahi yeteri kadar. Okumaya devam et “Avrupa, Avrupa oluyor…”

Filmin büyüğü

Filmin büyüğü

Devlet adamları “düşünce ve ifade özgürlüğünden” doyasıya yararlanıyor; bir ülkeyi yönetiyor olmanın getirdiği sorumluluklarla bağdaşmayan bilgilendirmeler yapabiliyorlar, ama köşe yazarlarından, gazetecilerden, entelektüellerden “azami” ölçüde “sorumlu davranmaları” bekleniyor. Devlet adamları köşe yazarlarının sahip olması gerekli olan özgürlükleri kullanıyor, köşe yazarları ise “sanki ülke yönetiyormuşçasına” duygusuz, kontrollü ve soğukkanlı davranmak zorunda.
Bazı köşe yazarları aylarca rehin kalırken, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ifade özgürlüğünden bolca yararlandı yeniden. Bakana yönelik Uludere’de can veren 34 birey, sağ kalsalar kaçakçılıktan yargılanıyor olacaklardı. 34 birey yalnızca figürandı, PKK’nın en mühim kaynaklarından biri meydana iştirak eden kaçakçılık eylemlerinin figüranı! “Büyük filme bakmak lazım” diyor. Okumaya devam et “Filmin büyüğü”