Geleceğin starları Cem, Derya ve Edis’le 24 saat

Geleceğin starları Cem, Derya ve Edis’le 24 saat

DERYA Uluğ, Cem Belevi ve Edis’in cumartesi gecesi Almanya Aachen’da aynı sahneyi paylaşacaklarını duyunca düştüm yöntemlere. İstanbul’da da buluşabilirdik. O civarı uzağa gitmeme sebep yoktu. Fakat hani devamlı 90’ları anlatıyoruz ya. “90’larda magazin, zanaat dünyası, sanatçılar, gazetecilik bir sürü farklıydı”diyoruz ya. İşte o aşama populer isimlerle ülke ülke, şehir şehir dolaşır, harika ve daimi haberlere imzasını atardık. Ben de geleceğin starlarıyla dolu dolu bir 24 saat geçirmek amaçlı düştüm yöntemlere.
Üçü de laf yazıp beste inşa ediyor. “Hazır ezgi alıp yorumlayalım”demiyorlar. Üretiyorlar, çalışıyorlar, çabalıyorlar. Benim Düşünceme Göre tek dezavantajları toplumsal basın dünyasında hayatını sürdürmek. Başka Bir Deyişle “Kaç albüm sattın?”değil, “Kaç tık aldın?”muhabbeti var. Hacker’ın tek tuşla yapacağı tık’ların içinde haklarıyla var olmaya çalışıyorlar. Okumaya devam et “Geleceğin starları Cem, Derya ve Edis’le 24 saat”

Bizim törenleri ‘ego’ yönetiyor

Bizim törenleri ‘ego’ yönetiyor

Fakat törenler ile ilgili anında şunu tam olarak bir biçimde söyleyebilirim ki bizde hediye merasimi esasen olmaz. Çoğalış düzenlemeyin benim düşünceme göre. Hem kendinizi hem bizi kandırmayın. Törenleri düzenleyenler de bu işi bilmiyor, hediye almaya gelenler de. Zira bizim törenlerin başı kahramanı ‘ego’! Hem düzenleyenlerde aynı zamanda hediye alanlarda ego yüksek miktarda şuanki. Ülkede pekçok birşey tamamlandı esasen hediye törenleri de bitse kimse farklılık etmeyecek benzeri. En son 59’uncusu tertip eden Grammy Hediye Merasimi’ni hep beraber izleyüksek. Şu Şekilde biz göz atalım.
Bizde o şovu yapacak Beyonce benzeri bir populer yok…
Adele benzeri bir populer de yok. Ödülleri toplayacak şayet halen Beyonce diyecek. Beyonce’yi övecek, alkışlayacak.
Bizde aday yok. Düşünün ki bütün adaylar aynı zamanda salonda bulunacak ve hediye aldığını o anda öğrenecek.
Bizde bir Katy Perry yok. Bir Rihanna yok. Başka Bir Deyişle Katy ezgi söylerken Rihanna havalara zıplayıp Okumaya devam et “Bizim törenleri ‘ego’ yönetiyor”

O parmak

O parmak

Türk sporu nihayetinde kurtuldu…Galatasaray-Fenerbahçe mücadeleninde gözlere sokar bunun açısından benzer çıkardığı parmağıyla gündeme oturan Ayşe Demet Karabulut, ülkede esen hooliganizm dehşetinin reisi olarak yakalandı. Henüz her biri pür neşe. Statlarda, salonlarda pkk sona erdi. Fenerbahçe deşarj oldu, Galatasaray deşarj oldu. Üstelik Beşiktaş’ta. Üstelik Basketbol, voleybol ve futbol federasyonları da. Bu listeye medyamızı da eklememiz gerekmektedir. Henüz hiçbir birşey eskisi bunun açısından benzer olmayacak. Bunun Açısından golf, Amerikan futbolu ve motor sporlarını da ekleyin. Oysaki tribünlerimizin her mücadelede neandertal haline dönmesinin tek nedeni bu kadınmış. Dehşet henüz sona ermiştir. Çocuklar da maça huzurlu rahat gidebilir bundan şöyle.
Tribün rezilliğimiz bir alem. Ama bu rezillikten kurtulmak açısından uygulanan çınpınmalar ise rezilliğin rezilliği. Galatasaray’ın bildirisini herhalde okumuşsunuzdur. Bugüne dek çıkan vakalar ardından uygulanan en değersiz ve en tribüne oynayan izah olarak tarihe geçti. O uzun yazıyı kim yazdıysa ellerine sıhhat. Tam bir Okumaya devam et “O parmak”

Bu karşılaşmayı yalanlayın

Bu karşılaşmayı yalanlayın

FENERBAHÇE’nin resmi web sitesinden şu şekilde bir içerik bekliyorum: “Bu yatıştırmaya uydurmadır. Kasımpaşa önünde oynayan futbolcularımız hakikat dışıdır. Bu futbola itibar etmeyiniz. Onlar Fenerbahçe değil.”
Tabii ki Fenerbahçe bu şekilde bir birşey yapmaz. Ama dünkü futbolun izahı ne türlü ifade edilecek onu heyecan ediyorum. Herkese azap verici bu suskunluk içerisinde oynanan karşılaşmanın tümünde Kasımpaşalı futbolcuların sesinden yabancı bir birşey duyulmadı. Acaba yatıştırmaya süresince Fenerbahçeli futbolcuların sesini hiç duydunuz mu? Ben duymadım. Izleyici olmayınca o sesler bir sürü net geliyor. Bu neyi gösteriyor biliyor musunuz? İsteksiz, tesirsiz, duyarsız olmayı gösteriyor. Heyecan yok, kazanma azmi hiç yok. Coşkudan uzak ve ilginçtir, galibiyeti değil yenilgiyi arzulayan kimi görüntüsündeydi Fenerbahçe. Elbette ki berbat günler olacak. Elbette ki berbat oynayacaksınız. Ama bu civarı umursamaz oynadığınız süre, o formayı transfer hakkı ortadan kayboluyor Fenerbahçeli futbolcuların. Bu ligin en ihtiyar oyuncularından Cenk İşler topu 100 metre götürüp gol atıyorsa, varın siz düşünün Fenerbahçeli oyuncuların halini. Okumaya devam et “Bu karşılaşmayı yalanlayın”

Önce Semih ardından Terim

Önce Semih ardından Terim

Şampiyonlar Ligi’nde önce 16’ya kalarak kocaman bir muvaffakiyet ele geçirdi. Bir defa ek olarak şana, şöhrete ve paraya erişti. Bu Şekilde bir ligde bir Türk takımını önce 16’da rastlamak futbolumuz yerine her biri amaçlı kocaman bir mutlu olmak olmalı. Esasında geçen gün gecenin son derece pratik olacağını düşünüyordum. Galatasaray’ın yenilme ihtimalinin var olmadığını ve en ehemmiyetlisi Manchester United’ın Cluj benzeri bir takıma mağlubiyet talihinin sıfır meydana geldiğini ihtimal ediyordum. Galatasaray taraftarının ve bizlerin ömürlerinden 5 sene gideceği bir karşılaşmayı asla
hayal etmiyordum.
Ama öyle oluyor. 5 sene gitti. Hatta son saniyelerde heyecandan ateş gibi çayı dahi yalnışlıkla su diye içip cayır cayır yandım. Fakat hiç kimsenin aklına Galatasaray’ın önce yarıda bu civarı berbat oynayacağı gelmemişti. Melo, Eboue, Hamilli istihbarat teşkilatı, Selçuk, Elmander, Burak ve Riera’nın normal olmayan berbat futbolları önce Okumaya devam et “Önce Semih ardından Terim”

Kalite ve deneyim farkı

Kalite ve deneyim farkı

O CIVARı zor ve stresli bir yatıştırmaya oynayıp, o civarı uzunca bir sokak gelip Sivas benzeri bir deplasmandan üç nokta almak öyle birçok de pratik bir iş olmasa sebep. Kocaman takımların elindeki kadro zenginliği işte bugünlerde işe bir sürü yarıyor. Örneğin; Yekta, Braga’da oynamadı ama Sivas’ta alana çıktı ve takımın en iyilerinden biri oluyor. Umut, Braga’da bir sürü az koltuk aldı ve Sivas’ta mücadelenin kahramanıydı. Burak’ın yorgun meydana geldiğini bilerek oynadı, o sebeple o civarı bir sürü koşu inşa etti. Bu adlara Amrabat’ı da ekleyebiliriz. Ama elbet ki Hakan Balta amaçlı benzer methiyeleri yazmak olası değil. Riera ile Hakan Balta’yı üçle çarpsanız bir adet sol bek çıkaramazsınız. O bölgedeki tehlike çoğalış açık seçik belli. Geçen Zaman Sivas’ın önce yarıda yakaladığı bütün gol anları daima Hakan’ın bölgesindendi. Galatasaray sanıyorum 2. yarıda şunun farkına vardı; şayet önce yarıdaki benzeri top kaybı yaşarsan gol yiyecek kaçınılmaz oluyor. Ve her mücadelede bu Galatasaray’ın başına Okumaya devam et “Kalite ve deneyim farkı”

Bir yanda kazananlar bir taraftan kaybedenler kulübü

Bir yanda kazananlar bir taraftan kaybedenler kulübü

Öncelikle elbet ki bu biçimde berbat bir sezon geçirmesine nazaran senenin en mühim iki kupasından bir tanesini galip gelen Galatasaray’ı kutlamak gerekiyor.
Güçlerini bilerek oynadılar. Son ana civarı uğraş ettiler. 90 dakikanın 5 on dakikası haricinde her hatıranı muayene altında tuttular. Ve huzurlu bir biçimde kupaya uzandılar.
Fenerbahçe ise hiç bir biçimde kupayı doğruluk etmedi. Esasen bu kafayla da alması olası değildi.
Sarı-Lacivertliler’in problemi çoğalış berbat teknik direktörler ya da yanlış transferler değil. Fenerbahçe’nin en kocaman problemi yönetimsel sıkıntı. Başkan Aziz Yıldırım’ın bu takım amaçlı yaptıklarını elbet ki inkar edemeyiz. Şayet bir yere civarı. Şayet hakikaten kulübünü seviyorsa kulübün önünü ve geleceğini açması gerekir. Bu idarenin camia üzerinde benzersiz bir biçimde olumsuz tesiri var. Bilhassa son zamanlarda hazırlanan benzersiz yanlışlar Fenerbahçe’yi Türk futbolunun en kocaman kaybedenlerinden biri olarak tarihe soktu. Çoğalış hiç bir söylemin halkoyu önünde tesiri yok. İnandırıcılık yerlerde. Yaptıkları ve konuştukları çoğalış rakipler aracılığıyla değil Okumaya devam et “Bir yanda kazananlar bir taraftan kaybedenler kulübü”

Onlar zararda biz niçin kârdayız

Onlar zararda biz niçin kârdayız

BDDK bankaların ocakta ayı toplulaştırılmış bilançolarını bilgisini verdi. Bankalar yeni seneye da karlı bir başlama inşa etti. Pazarın aşama karı 1 milyar 589 milyon TL olmuş. Bu karlılık seviyeyi süreceği onay edilse senelik 20 milyar liralık bir rakama ulaşılır ki gayet güzel bir netice. Adeta Ülkemiz’deki bankalar amaçlı global bir banka krizi, finans krizi ya da reel sektör krizi yaşanmıyor denilebilir. Fakat yalnızca karlılığa bakarak bunu ifade etmek tabiki eksik. Kriz tabiki Türk bankaları da etkiledi. Ama dünyadaki bankaların etkilenmelerine yönelik bir sürü ek olarak az.
Nedenlerden biri, bizim bankacılık krizini 2001’de yaşamamız, sektörde yine yapılanmayı gerçekleştirmemiz, bankaları güçlendirmemiz, anapara yapılarını değiştirmemiz, etkili bir araştırma ve tertip etmeye elbet tutmamızdır. Bankalar çoğalış dövizde açık pozisyon taşımıyor. Kurlardaki anlık yükselişler bankalara kocaman zararlar yazmıyor. Batık duruma gelmiş kredilerine ayırdıkları karşılıklar da yükseltildi. Anapara yeterlilik rasyosu olması gerekenin iki sert seviyesinde. Okumaya devam et “Onlar zararda biz niçin kârdayız”

Ülkemiz’yi bu civarı ayrıştıran ne

Ülkemiz’yi bu civarı ayrıştıran ne

Yılın önce çeyreğinde Ülkemiz pay senedi piyasası yüzde 4.1 ölçüt kaybederken MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi yüzde 0.3 seviyesinde artıdaydı.
Yılın önce çeyreğine ilişkili olarak büyüme rakamları gösterdi ki, Ülkemiz yeryüzünde en bir sürü daralan 4’üncü ekonomi. Ekonomi nereye borsa oraya kuralına inanıyorsak, başka bir deyişle basit bilgiler belirleyicisi ise İMKB’nin ölçüt kaybında ön sıralarda olması normal. Kaldı ki senenin önce çeyreğinde İMKB zarar esnasında yeryüzünde 12. basamakta bulunuyordu. Burada öbür gelişen piyasalarla bir sürü tam olarak bir ayrışma görülmemesine nazaran Ülkemiz’nin ek olarak düşük bir performans sergilediği gerçek.
Yılın 2. çeyreğini ek olarak yepyeni geri bıraktık. Tüm piyasalarda 9 Mart’tan itibaren kritik toparlanmalar meydana geldi. Ülkemiz piyasası bu toparlanmadan nasibini aldı. Fakat, bilhassa son haftalardaki eğilimiyle Ülkemiz piyasası öbür gelişen piyasalardan iyice ayrışmaya başladı. Birinci çeyrekteki Ülkemiz aleyhine yüzde 4.4’lük farka nazaran 2. çeyrekte İMKB yüzde 43.5 prim yaparken EMCI Gelişen Piyasalar Endeksi yüzde 35.6 çoğalmış. İlk çeyrekte 4.4 nokta geriye düşen İMKB bu defa 8 nokta öne geçmiş. Yeryüzünde da kazanç açısından Hindistan’ın sonrasında 2. sıraya yerleşmiş. Okumaya devam et “Ülkemiz’yi bu civarı ayrıştıran ne”

Eskişehir çiğböreği çoktan aşmış

Eskişehir çiğböreği çoktan aşmış

Balkanlar’dan ve Kırım’dan göç edenler Eskişehir’de buluşmuş. Yanına da Türkiye’nin her yanından iştirak eden ve sayısı 100 bini geçtiğimiz üniversite öğrenim gören kitlesi eklenmiş. Nüfus olmuş 625 bin. Eskişehir’e öğrenim gören kitlesiyle adeta gençlik aşısı inşa edilmiş. Belediye de şehiri yine yaratma, eskiyi onarma, Porsuk çayını ıslah etme atılımı akıbetini vermiş. İç Anadolu’nun bozkırında geçmişin tüm varlığını ve izlerini taşıyan, şayet modern ve itinalı kocaman bir şehir çıkmış.
Demografik yapıdaki bu farklılık ve gençlik aşışı kendin kültür yapısına, mimarisine, tabiki mutfağına da yansımış. Bilhassa ticarileşmiş mutfağına. İtalya’nın Venedik kendindeki lüks kondollar civarı olmasa da çoğalış Eskişehir’in her iki yakınında konumlandığı Porsuk Çayı’nda tekneler, kondollar tur atıyor. Bozkır ortasında bir nehir ve deniz şehiri havası alıyorsunuz. Porsuk çayının her iki tarafında sıralanmış 100’lerce kafe, restaurant, restoran, Okumaya devam et “Eskişehir çiğböreği çoktan aşmış”