Solidarnosc ruhuna ne oldu

Solidarnosc ruhuna ne oldu

Çekler, Macarlar, Polonyalılar… Yıllarca “Duvar” mezalimini yaşadılar. 9 Kasım 1989 gecesi Duvar yıkıldı, yaşamları değişti. AB’li oldular, yardımlarla doğruldular, Bu Sabah onlar, Suriyeli kaçaklara asker-polis yığdıkları jiletli duvarlarla set çekiyor
Alman Dışişleri, Twitter’da bir belge yayınladı geçtiğimiz gün. Vaktiyle, Doğu Alman kaçaklara acıyıp, bir aylık maaşını bağışlayan Suriyeliyle alakalı bir belge. Tarih 15 Eylül 1989. Berlin Duvarı’nın yıkılmasına daha 2 ay var. Demokratik Almanya insanları, Prag ve Budapeşte’deki Federal Almanya elçiliklerine sığınmak amaçlı çoluk genç salkım saçak durumda duvarları aşıyor. Görüntüler iç parediniyor. Suriyeliye de dokunuyor gazetelerdeki fotoğraflar. Şam’daki Alman elçiliğine gidiyor, çağın parasıyla 255 mark meblağındaki maaşını Batı’ya kaçmaya personel Doğu Almanlara bağışlıyor. Elçilik “Macaristan bağışı” ismi altında parayı alıp Malta’daki bir destek Okumaya devam et “Solidarnosc ruhuna ne oldu”

NE? EINSTEIN DA MI?


NE? EINSTEIN DA MI?

Bu arada impostor sendromu erkeklerde ve tespit edecek azınlık gruplarında da yok değil. Sözgelişi Afrika orijinli Amerikalılar’da. Yaşamda oldukça başarılı meydana gelen siyahlar aralarında, bizzat becerilerine kuşkuyla bakanlara sıkça rastlandığı bildiriliyor. Bunu açıkça itiraf edenler var. Jazmine Hughes isimli bayan basın mensubu New York Times Magazine’de editör olarak işe alınınca şaşırıyor ki; “O günden beri bu işi hakikaten doğruluk ettiğime kendimi ikna etmek amaçlı uğraş ediyorum”diye yazıyor. Üstelik “Impostor sendromunu yenmek amaçlı Empire dizisindeki Cookie benzeri dahi giyindim” diyor. Cookie, hani şu Taraji P. Henson’ın süper bir biçimde canlandırdığı dehşetengiz yırtık karakter. Okumaya devam et “NE? EINSTEIN DA MI?”

Dikkat ayı çıkabilir

Dikkat ayı çıkabilir

Trump’ın kabinesi beyaz adam ağırlıklı. İki kadın bakanımız var şayet ikisi de “kadınca” politikaya uzak. Biri kadına eşdeğer para kanununun yöntemine kaya koymuş; Öğrenim bakanı meydana gelen ötekisi ise okullarda ferdi silahlanmayı müdafaa ediyor. Gerekçe: Ayı çıkabilir
Donald Trump çağında en çok ismini anacağımız bakanlar kurulu mensupları malûm… Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ki, bizzat düne civarı ExxonMobil’in CEO’suydu. İş bağlantıları sebebiyle Putin’le fazla iyi fıkı. Ardından Koruma Bakanı çalışma süresini tamamlamış yani emekli general James Mattis ki, bizzat eskiyen CENTCOM komutanı ve Obama Yönetimi’ni siyasal İslam’a karşın fazla narin bulan bir kişilik. Ardından CIA Başkanı Mike Pompeo ki, bizzat eskiyen Cumhuriyetçi senatör ve damardan muhafazakâr Çay Partisi azasi. Okumaya devam et “Dikkat ayı çıkabilir”

Bayramda geyik kestim

Bayramda geyik kestim

Benim amaçlı bayramların senenin öbür günlerinden farkı kalmayalı çok oluyor. Etrafımdaki pekçok birey amaçlı de bu bunun gibi…
Bayram, ne büyükleri ziyaret, ne de kurban kesmek… Bayram çoğalış şehir dışına kaçıp tatil inşa etmek amaçlı iyi bir fırsat…
Cep telefonlarından ya da Facebook sayfalarından toplanmış sevk edilen bir tebrik iletisi ve her birşey tamam!
Bu yıl Twitter’ımız da var elhamdülillah; 140 karakterde ne türlü kurban kesilir onu da göreceğiz!
Ortalıkta koşuşan danaları ve onları yakalamaya personel tosunları saymazsak kimsenin heyecanla bayram falan kutladığı da yok çoğalış… Bunun bunun gibi olduğunun bir bir televizyonlar farkında değil!
Aslında onlar da farkında da anane görenek ayağına çaktırmıyorlar… Okumaya devam et “Bayramda geyik kestim”

Deniz feneri

Deniz feneri

İstanbul’da metro inşaatında personel Kahramanmaraşlı Erkan Doğan’ın öyküsünü okurken, kafamın içerisinde U2’nun harika sesli adamı Bono’nun bana fısıldadığını duymaya başladım. “You’ve got stuck in a moment and now you can’t get out of it” (Bir ana takılıp kalmışsın ve kendini kurtaramıyorsun) diye bağrıyordu Bono.
Maraşlı Erkan Doğan, 8 sene önce başka tebaalı bir kadınla cinsel ilişkiye girmiş. O günden ardından da “AIDS oldum mu?” korkusuyla yaşamaya başlamış. Nereye gitse ne yapsa bu korkuyu aklından atamamış. Geçtiğimiz sene evlenmiş ve bir çocuğu olmuş ama 8 sene önce içinde bulunduğu ‘o an’ bir çeşitli peşini bırakmamış. Ve evvelki zaman, ‘o an’ın ağırlığına daha çok dayanayan Doğan, kendisini çalıştığı metro inşaatında asmış!
Sizin de, hayatınızın karaya yerleşik bir gemi benzeri hiçbir yere kımıldamadığını, daima benzer yerde durduğunu hissettiğiniz anlar oluyor mu hiç? Okumaya devam et “Deniz feneri”

Anne, Anna ajan mı çıktı

Anne, Anna ajan mı çıktı

Amerika’da Rusya amaçlı casusluk yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan Anna Chapman’ın öyküsü Brezilya’dan Çin’e, İzlanda’dan Yepyeni Zelanda’ya civarı bütün yeryüzünde meydana geldiği benzeri bizim hanede de son bir haftadır tek konu…
Ancak haberlerde izleyip, gazetelerde okuduğu Anna’nın öyküsü, Adnan Bey’i aldatan Bihter’e kızgınlığını ekrana terlikle vurarak gösteren annem üstünde tuhaf bir tesir yaptı.
O civarı ki kızıl saçlı Rus ajan Anna sebebinden annemin gözüne uyku girmez oldu!
“Ya bizim komşularımız da ajansa”diye mutfaktan salona, salondan yatak odasına Alfred Hitchcock’un ‘RearWindow’ filmindeki L.B. Jeffries benzeri pencere pencere gezip sokağa giren çıkanları gözetliyor. Sözgelimi bakkal Niyazi’nin ajan olduğundan emin! Okumaya devam et “Anne, Anna ajan mı çıktı”

Gerileyerek ilerliyoruz

Gerileyerek ilerliyoruz

Aranızda ikide bir derin derin iç çekip “Nerede o eskiyen günler” diyenleriniz varsa gözünüz aydın!
Eski günler geriye geldi!
Az öncesinde ‘Bit Pazarı’ndan bir arkadaşımla görüştüm o da “Buraya nur yağıyor” diyerek eskiyen günlere meydana gelen rağbeti onayladı.
Geçen hafta öncesinde Almanya ve ardından Azerbaycan’a yenilerek 1980’li seneleri bize yine yaşatan Ulusal Takımımızın sonrasında, 50 seneye yakındır kadayıfın altını yakmamayı muvaffak olan Necmettin Erbakan 84 yaşında taptaze bir kuvvet olarak politika sahnesine dönüş yaptı.
Daha bu harika ‘geri dönüşün’ tadını çıkarmamıştık ki bir zamanlar incir çekirdeğini doldurmayan atışmalarıyla bize unutulmaz ‘geyikler’ çevirten Hülya Avşar ile Gülben Ergen arasındaki ‘konuştum-konuşmadım’ polemiği hepimizi resmen nostalji manyağı yaptı… Okumaya devam et “Gerileyerek ilerliyoruz”

Macellan kim ben kimim

Macellan kim ben kimim

Hepimizin bir afaki vardır. Ne süre, ne türlü gelip de zihnimize oturduğunu bilmediğimiz bir hayal. Kimimiz bir müebbet, neyin nesi meydana geldiğini anlamadığımız bu hayalden kaçarken, kimimiz hayatımızı bu hayale erişmek amaçlı harcarız.
Kimimizin afaki insanlığın kaderini değiştirecek civarı kocaman bir şeydir!
İşte, daima batıya gittikçe dünyanın çevresinde gezinip başladığı noktaya dönmek benzeri bir hayal kuran denizci Macellan orada duruyor…
29 Mayıs 1453 sabahı İstanbul’a giren Fatih Padişah Mehmet var sözgelimi ya da ondan tam 500 sene ardından 29 Mayıs 1953’te kimselerin görmediği Everest’in doruğuna önce erişen Sir Edmund Hillary var…
Güney Kutbu’na erişmek amaçlı eksik bilmem kaç derecelerde günlerce yürüyen Amundsen’in afaki mi ek olarak büyüktür Okumaya devam et “Macellan kim ben kimim”

Bol kederli tatlı hayat

Bol kederli tatlı hayat

Daha önceleri de başıma gelmişti şayet bu seferki diğerlerinden başkaydı. Erken kalktığımda -ki bu cümlenin doğrusu ‘kalkamadığımda’ olmalı- kımıldayamıyordum. Yalnızca boynum değil tüm vücudum kaskatı kesilmişti. Sağdan sola, soldan sağa dönememenin yanında yatağın ortasında doğrulma çabalarım da vazgeçilmez bir ağrı aracılığıyla engellendi.
Bir erken devcileyin bir haşere olarak uyanan Gregor Samsa’yı düşündüm bir an, “N’oluyo lan! Bok böceği mi oldum?” diye bir telaşla, göbeğimin üstünde kıllı minik ayakcıklar var mı diye baktım. Adele yoksunu, muhallebi kıvamındaki göbeğimin türk malı yerinde durduğunu görünce bir rahatlama geldi bana… Benzer anda boynumdaki acıyla da ağır ağır barıştığımı hissettim…
Sağdan sola dönerken, soldan sağa dönerken ya da doğrulmaya çalışırken tam da nerede hangi pozisyonda ne türlü bir acı hissedeceğimi bildiğimi ve bunun hoşuma gittiğini farklılık ettiğimde saşırmadım dersem uydurma olabilir. Durup Okumaya devam et “Bol kederli tatlı hayat”

YENİ TÜRK İNSANININ ÖLÇÜLERİ

YENİ TÜRK İNSANININ ÖLÇÜLERİ

“Şimdiye civarı insanla yapıcı olarak yoğun olamadık, bir yığın inkılabın peşinde idik. İçimizde kendimize karşın bir davranış hürriyetini ele geçirmeye çalışıyorduk. Bu zaruretten, son olarak ek olarak kocaman ve asallı zaruretle uyanmamız gerekli. Her süre alan düzeltilmez ki… Son Olarak o düzlüğe bir bina kurmak gerekli… Bu bina ne olacak?.. Yepyeni Türk insanının ölçülerini kim biliyor? Tek bir birşey biliyoruz. O da kimi köklere dayanmak zarureti var. Tarihimize bütünlüğünü geri iade etmek zarureti. Bunu yapmazsak ikiliğin önüne geçemeyiz.”
Tanpınar’ın 70 sene öncesinde bahsettiği ‘önüne geçilemeyen ikiliğin’ ülkeyi getirdiği puan ortadayken, “Bayram değil seyran değil bu Yılmaz Erdoğan muafazakarları ne sebeple öptü?” diye ona saydırmadan öncesinde belli bir süre durup tahmin etmek de gerek… Okumaya devam et “YENİ TÜRK İNSANININ ÖLÇÜLERİ”