Modern koğuşun ağababası

Modern koğuşun ağababası

Bugün halen bir “adresin” saklı kalabileceğine inanır mısınız? Gelin tam tamına soralım. Bir şehir düşünün. Öyle ki bakınca mütevazı bir Ortada Avrupa coğrafyası olsun. Üstelik şunu söyleyiverelim: Belli Bir Süre silik. Tek cazibesi şehri bölüp geçtiğimiz Ren Nehri. Bul sıra devasa “Alman nakliye mavnaları” geçiyor. Yassı, uzunca. Sessiz! İstiap haddinde yüklenmiş. “Gık” demiyor. Taşıyor! Kıç tarafında Avrupa’yı taşıyan “bayrak”. Angela sarısı, Sarrazin siyahı, toplumsal demokratların bozarmış kırmızısı…
Basel’deyiz. Neresi mi? Anlatayım. Burası global kültürün en önde iştirak eden “sanat adreslerinden”. Her yil tertip eden “Art Basel” diye bir festival var ya! İşte onun ev sahibi. Kuzum, gelin söyleyin şunu! Bu Şekilde bir Okumaya devam et “Modern koğuşun ağababası”

TOPLUMLAR DÖNÜŞÜYOR

TOPLUMLAR DÖNÜŞÜYOR

Şimdi bir sürü şükür bazı kıpırdanmalar var. Topluluk Türk kahvesine sahip çıkmaya başlıyor. İşaretler bir sürü sıkı. Elimde bir kitap var. “Kahve Kırk Senelik Hatırın Kitabı.”Dokuz tane yazı çalışmadan meydana gelen kitabın editörlüğünü Emine Gürsoy Naskali yapmış. Mimari Kredi Yayınları aracılığıyla Aralık 2011’de yayımlanmış. Bez ciltli ve 225 sayfa olarak Mas Matbaası’nda basılmış. Dekoratif bir kitap. Bakın neler yazıyor…
“Tanzimat çağının değişiklik gösteren dünya felsefesinin ürünü olarak Osmanlı yaşamında yerini meydan kıraathane, Türk öğrenim, fikir ve politika tarihinde derin seyreder bırakmış köklü müesseselerden biridir.
‘Okumak’ anlamındaki Arapça kıraat sözcüğüne; ‘hane, bina’ manasında kullanılan Farsça hane kelimesinin Okumaya devam et “TOPLUMLAR DÖNÜŞÜYOR”

KIRMA KADAYIF / KAYMAKLI KADAYIF

KIRMA KADAYIF / KAYMAKLI KADAYIF

Çiğ kadayıf yalın yağla tepsiye alınır. İlkin elde iyice ovultümör, ardından bıçakla ufaltılır. Tepsiye döşenip ortasına toz şeker kontümör, 4 tarafı şekerin üstüne kapatılır. Künefe ocağına alınır, şekeri eriyene kadar hafif ateşte pişirilir. Şeker eriyince harmanlanır. Cıvık şekeri dökülüp bir defa ek olarak harmanlanır. Ateşten alınıp tepsiye otlar. Üstüne kaymak lokmaları dökülür; tarçın ve pudra şekeri serpilir. Cennet çamuru: Bütün malzemeleri ve işlemleri kırma kadayıfla bir fark yokttümör. Fakat toz şekerin konacağı sırada şekerin içerisine bolca, yeşil rengini tam almış antepfıstığı karıştırlıp harmanlanır ve kadayıfa yerleştirilir. Şerrara: Kırma kadayıfın şirikle (susam yağı) yapılmışıdır. Üstüne kesitirme (limon suyuyla kestirilmiş şerbet) dökülmez. Kömür ateşindeki tepsiye şirik ve elle şehriyeye benzeyecek civarı minik parçalara ayrılan tel kadayıf kontümör, iyice karıştırılır. Okumaya devam et “KIRMA KADAYIF / KAYMAKLI KADAYIF”

GECENİN AHVALİ

GECENİN AHVALİ

Duyar gibiyim.Muhteremseni yemeğe çağırmış. İkiniz arasındaki suareden bize ne? Bunu faş edişin, görgüsüzlük değilmi? İyi de, durun bir.Maruzatımız var.Magro bizi kamusal sahaya çağırıyor. Ve kamu yerine ağırlıyor. Başka Bir Deyişle yanımdaMadame Fransa, karşımda daMösyöMagro var. Bu gecenin ahval ve şeraitini yorumlamak farzdır.Masanın üstünde vazolar… İçlerinde bahçeden toplu kıtır çiçekler… Gelişigüzel serpiştirilmiş benzeri. Uyarı ediniz, hepten müşküldür, ince bir zevk vemesai arzu eder. Aranjmanmüellifi bizzat kendiniz olmak gerekir… Kadehler kalkıyor. Mönüye bakıyorum. Az, yalın birmönü. Kalınca kâğıda serigrafiyle basılmış benzeri. Ortadan kıvrılmış, sol kanadında Fransız Sarayı’nın görünüşü var. Suluboya. MadameMagro’ya “Ne civarı sıkı bir birşey yapmışsınız”diyorum. Okumaya devam et “GECENİN AHVALİ”

GAUDI’NİN BACALARI

GAUDI’NİN BACALARI

Barcelona’nın mimari mirasının paydalarından bir tanesini, ortaçağdan kalma (barri gotic) mahalleler oluşturuyor. Bozulmadan, bir manzume benzeri duruyorlar şehirde. Bir birşey ek olarak var bu şehirde: Bir Takım ortaçağ mekânlarında İslam mimarisinin ne civarı etkin meydana geldiğini gözlüyorsunuz. Çekişmelerin yanında kültürlerarası yaratıcı paslaşmalar misali. Böylesi bir örneği rastlamak bin sözden ek olarak etkin olmuyor mu? Barcelona’ya imzasını atmış bir mimar var: Antonio Gaudi. Kocaman İspanyol mimar limitsiz bir yaratıcılık, azim ve sabırla öyle yapılar inşa etmiş ki, bu sabah çoğalış Barcelona’ya gidenlerin aklındaki resmin kocaman bir parçası da Gaudi’ye ilişkin. Sözgelişi Casa Mila (La Pedrera), Gaudi’nin imzasını taşıyan bir apartman binası. UNESCO’nun “insanlığın Okumaya devam et “GAUDI’NİN BACALARI”

Keşkül-i fukarayı kim yedi

Keşkül-i fukarayı kim yedi

Artık inkıtalardayız. Tabiki türkiye benzeri, saat başı gündemin eskiyebileceği bir sahnede dikkatli olmalıyız. Tekrardan de öncesinde bir yutkunup, diyeceğimizi söyleyelim. Baştan bir çerçeve çatarak: Yiyecek içecek ve mutfak kültürü alanındayız. Başka Bir Deyişle heyecana mahal yok. Ne yazık ki ifşaatlarımız sansasyon fakiri faslından. Dostumuz Faruk Şüyün 3-4 senedir olağanüstü dekoratif bir iş inşa ediyor. Mutfak kültürü alanında sene içerisinde yayınlanan kitapları bizlere yollayıp soruyor: “Senenin favori hangisi?” Bu ölçümlendirme 19’uncu asırdan kalma bir aşama filmi misali, değişmeyen bir tarihte, değişmeyen minik bir jüriyle daima benzer mekânda yapılıyor. Okumaya devam et “Keşkül-i fukarayı kim yedi”

Festivali, sofrası ve tarihiyle Hıdrellez

Festivali, sofrası ve tarihiyle Hıdrellez

Yıllar boyu İstanbul sokaklarını süsleyen afişleri hatırlayın: “Hıdrellez’i kutluyoruz.” 5 Mayıs 2002 Sektör akşamı Cankurtaran, Ahırkapı Caddesi üstünde başlayıp, komşu sokaklarda aynı ritimde devam etmiş meydana gelen Hıdrellez festivali programını saklamışım. Bir bakın, neler neler olmuş… Farklı yemek ve içeceklerin yol tezgâhlarından mantıklı ücretlerle ikram edildiği, roman müziklerinden işlek örneklerin sunulduğu festival, gece yarısına civarı sürmüş. Gecenin en bir sürü heyecan uyandıran etkinliğiyse “Armada Yepyeni Garaj”daki “Ahırkapı Kocaman Roman Orkestrası”nın konseriymiş. Bu konsere Kudsi Erguner’in farklı yurtdışı etkinliklerinde kurduğu ekiplerin içerisinde bulunan “zurnada peşrev üstadı”Lüleburgazlı Minik Hasan ile “davul üstadı”Tamer Kum ve Topluluğu konuk Okumaya devam et “Festivali, sofrası ve tarihiyle Hıdrellez”

Cilt güzelliği temizlemeyle başlar

Cilt güzelliği temizlemeyle başlar

Cilt güzelliği temizlikle başlar. Dermatologların devamlı altını çizdiği konuların en başında ten temizliği geliyor. “Düzenli temizlenen ten sıhhatli görünümle ışıldar, kara puan gelişimi önlenir ve yaşlanmanın tesirleri giderilmiş olur”diyorlar. Çünkü silme, ten bakımı amaçlı dayanılmaz fakat gerçek inşa edilmesi gerekmektedir. Yağlı ve sıkıntılı ciltlerin temizliği ise çok ek olarak meşakkatli… İşte bu noktada da bayanların imdadına yeniden doğa yetişiyor. Bilhassa tropik bölgelerde yetişen ve Hindistan’da ‘Köy Eczanesi’ olarak malum neem ağacı, ten temizliğinde öne çıkıyor. Mucize muhtevasıyla bütün ten tiplerinde kullanılabilen neem ağacının özü, cildi temizlemekle kalmıyor işlek bir görünüm de yaratıyor. Hint kadınlarının pürüzsüz bir cildin sırrı olarak kabul Okumaya devam et “Cilt güzelliği temizlemeyle başlar”

UŞAK HALISI BERGAMO’DA

UŞAK HALISI BERGAMO’DA

İstanbul Four Seasons Hotel’den “Lenardo Bey” tam Akdenizlidir. Kimyamı altüst eden Germen eğitimimden baskın bir unsurun ondaki tesiri sıfırdır. Hanımıyla tanışınca ağzım açık kaldı. Bayan Alman. Bizim “İtalyan’ın muhtevası”üzerindeki tesiri, nakıs. Ne Türlü oluyor? Ya İtalyanların istemi güçlü ya Türklerin ahenk yeteneği yüksek… Ve yahut Almanlar İtalya’da iflas etmekte. Mart ayı ortası aradı. “Bergamo’lu Cereo Biraderler” var ya… Bu Cereo Kardeşlerin Da Vittorio isminde populer bir lokantaları vardır. 3 yıldız listesinde… Leonardo ile kalkıp gittik. Akşam yemeği yedik döndük. Ana yiyecek “Akdeniz sahili potpurisi, kızartma”. Çizmenin üst ortada Okumaya devam et “UŞAK HALISI BERGAMO’DA”

Mutfak bir sürü sıcak

Mutfak bir sürü sıcak

Çoğu süre öyle olabilir ya, gelişmeleri gecikme ile takip edenler “tavana talip” olurlar. Çoğalış aradaki mesafeyi kapatmak amaçlı mi dersiniz; yoksa “Ne diye biz geriye kaldık yahu”hırsına mı bağlarsınız? Orasından güvenilir değilim. Belki de tümü birlikte…Ama gelin şunu itiraf edelim. İyisi ve de kötüsü ile bir uyandık pir uyandık. 20 sene önceye civarı halimiz şu idi: Her yurtdışına çıktığımızda bir bavul mutfak kitabıyla dönerdik. Her istasyonda check-in hosteslerine yalvar yakar olurduk. “Bu kitaptır, bagaj parası almasan”diye ağlaşma halleri… Ne Sebeple mi? İlki şu: Kitap gülle benzeri ağırdır da ondan. Bir de şu var: Bu kitaplar bizim buralarda yoktu ki…
Yirmi sene içerisinde bizim buralara, mutfak âlemine cemre üzerine cemre düştü. İstanbul-Mengen Hattı’ndan ibaret âlem kış uykusundan bir silkindi ki… Pes başka bir deyişle. Değişimi asal bilgi onay etmiş kulunuzun dahi ağzı açık kaldı.Önce ortalık yayım doluyor. İyisi var. Vasatı var. Kötüsü var. İlk zamanlar, amaçlı için kızardım. “Bu sarfiyat değil de nedir?”diye… Sonraları, rahmetli Rüştü Bey’in düsturuna ibadet ettim. “Bitli baklanın kör Okumaya devam et “Mutfak bir sürü sıcak”