İnsanlık 10 bin senedir yoğuruyor

İnsanlık 10 bin senedir yoğuruyor

Bir vakitler seramik sanatını önemsemezdim, “Duvara pano yapmaktan yabancı ne işe yarıyor” derdim. Derken bu anlayışım radikal değişti… Berlin Hackescher Markt civarındaki bir sokakta yürürken, bir vitrinin önünden geçtik… Ardından durduk. Bu vitrinde garip birşeyler vardı. Geriye geldik, tekrar baktık: Camekandaki objeler, gayet demode, 1900’lerden kalma duvar tabakları, genç ve at biblolarıydı.Ancak önce bakışta öyleydi. Yaklaştığınızda bambaşka bir hayat ile karşılaşıyordunuz. Karanlık, kötücül, korkutucu bir dünya: Kurukafalar, Okumaya devam et “İnsanlık 10 bin senedir yoğuruyor”

Haldun Taner 103 yaşında

Haldun Taner 103 yaşında

Refik Halit Karay var, Ömer Seyfettin var, Yaşar Kemal var, Tomris Uyar var, Bilgili Karasu var, Hasan Ali Toptaş var. “İyi öykü” dendi mi sayacak ek olarak sürüyle yazarımız var. Ben ikisini bir sürü önemserim: İlki, Sait Faik Abasıyanık’tır… Ötekisi, Haldun Taner. Haldun Taner’in bir takım düz yazıları, sözgelimi köşe yazıları belli bir süre fit kalır. Dönemiyle sınırlıdır. “Bu konuyu niçin önemsemiş ki” dedirtir. Öyküleri ise sağlamdır. Üslubu zariftir. Hani bir takım yazıları okuyup tamamladığınızda, öyle ki ağzınızda güzel bir tat kalır ya, işte Haldun Okumaya devam et “Haldun Taner 103 yaşında”

Tüketiciye işkenceTüketiciye işkence

Tüketiciye işkence

Evde 25 senedir kullanılan, bir mini fırın var. Değiştirmeye hüküm verdim. Piyasada türk malı imalat çok fırın yer alıyor. İnternette bulmaya başladım. Birden Çok modeli gözüme kestirdim. Ama heyhat! Neticede hem bir istediğim aleti (artık) bulamadım, hem bir de canımdan bezdim. İki basit meseleyle karşılaştım:
Tasarımları yiyecek pişirmekten habersiz bireyler yapıyor.Firmalar web sitelerini, tüketici ihtiyaçlarından habersiz dijitalci gençlere emanet ediyor.Bakın nelerle karşılaştım… Fırının belli bir süre dik olmasını istiyordum. Korkmaz’ın Fornella XL modeli öyleydi. Gözümle rastlamak istedim. Çizgi metremi kaptığım benzeri bir mağazaya gittim.Genel havası Okumaya devam et “Tüketiciye işkenceTüketiciye işkence”

TUHAF YOL ADLARI

TUHAF YOL ADLARI

İstanbul aşığı, kımetli zanaat tarihçisi Semavi Eyice geçenlerde yaşama veda etti. 1922 doğum yapmış Eyice’nin, denetim, yazı ve kitapları ile, hocalığıyla zanaat tarihine yaptığı katkı, birden çok kelimeyle anlam edilemez. Üstadın 30 bin ciltlik kütüphanesi, bu sabah İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün çatısı altında. İBB aracılığıyla yayınlanan, Semavi Eyice ile İstanbul’a Konusunda isimli bir kitap vardır. Onu okurken bakın neye rastlhamle… Hani bir takım yol isimleri amaçlı “Ne güzel bir isim takmışlar” deriz. Fakat bir tuhaflık yok değildir. Sözgelimi “Leblebici Şaban” ya da “Demirci Reşit” adı nereden gelmektedir? Ne Türlü olmuştur da leblebicinin, demircinin adı Okumaya devam et “TUHAF YOL ADLARI”

Göklerden çağrı var: Gel ey Peygamber (tez)

Göklerden çağrı var: Gel ey Peygamber (tez)

İnsanlığın önderi Hz. Muhammed (tez) Mekke’deki en kolay değil günlerini yaşıyordu. Dostları tarifsiz bir eziyet altındaydı. Mekke adeta bir çember olmuş, peygamberimizi her yandan daraltıyordu. Sıcacık kumlara yatırılmış Hz. Bilal’in, Hz. Ammar’ın, Hz. Zinnire’nin ve Hz. Fukayha’nın iniltileri, gecenin ninnisi haline gelmişti. Geceyi yırtan bu çığlıkları, çocuklar annelerine soruyorlardı ne bu ses, diye: Mekke’nin putperest kadınları sessizce ve derin bir acı içerisinde “Sus ve uyu” diyebiliyorlardı evlatlarına. Hz. Bilal’le birlikte Mekke’nin çocukları da “ahad ahad” Allah bir, Allah bir diyorlardı. Hoşlarına gidiyordu bu laf, mananını anlamasalar dahi. Üç sene süresince ‘Ebu Talip’ adlı vadiye hapsedilmiş Hz. Peygamber ve dostları genellikle yemek ekmek bulamıyorlardı. İlk müminlerin çocukları açlıktan ölüyorlardı. Anne Adaylarımız civarı, babalar da çaresiz. Bu vicdansız ve ölçüsüz Okumaya devam et “Göklerden çağrı var: Gel ey Peygamber (tez)”

Hepsini diri diri yakın

Hepsini diri diri yakın

Zindandan hışımla çıkar. Askerlerine emreder. Kocaman bir çukur kazın der. Kazarlar. Çukura odun doldurun der, doldururlar. Odunları yakın der, yakarlar. Ardından der ki komutan; esirleri tek tek getirip bu çukura diri diri atın. Dininden dönmeyen kimseyi bırakmayın.
Esirler tek tek getirilirler. Hıristiyan olmaları, İslam dinini terk etmeleri öneri edilir. Hiçbiri yanaşmaz. Teslim olmuş takdirde tek tek çukura atılırlar. Diri diri yanarlar. Esasında komutanın derdi Hz. Abdullah’tır. Onun Okumaya devam et “Hepsini diri diri yakın”

En kocaman kitlesel etkinlik cuma namazıdır

En kocaman kitlesel etkinlik cuma namazıdır

Hocalarımız ek olarak yalın ve anlaşılır bir lisan kullanmalılar. Camilerimizin en kocaman kitle organizasyonuna, cuma namazlarında tanık olunuyor. Camiye iştirak eden cemaati doyurabiliyor musunuz? Yaşamsal mesajlarıylatebiliyor muyuz? Binlerce kitap okuyup, çeşitli kültürlerin baskısı altında meydana iştirak eden gencimiz camide suallerine yanıt bulabiliyor mu? Ek Olarak doğrusu, sualini soracak cesareti bulabiliyor mu?
Arap ve İslam âlemindeki hutbeleri dinliyorum. Heyecan edip okuyorum. İstediğimiz, dönemin gerektirdiği, kocaman ve gösterişli uygarlık olmanın zaruri kıldığı uyarılar var mı diye? Üzgünüm bulamıyorum. Bizim daima bilegeldiğimiz, Okumaya devam et “En kocaman kitlesel etkinlik cuma namazıdır”

Yoksul bayanların büyüttüğü bir peygamber

Yoksul bayanların büyüttüğü bir peygamber

Bir Medine dönüşünde Hz. Peygamber (s.a.v.) geceleyecekleri yere kervanı indirip arkadaşlarından bir süre amaçlı müsaade arzu eder. Uzaklaşır. Bir başına yürümeye başlar. Hz. Ebu Bekir (r.a.) O’nu takip eder. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) ara ara suikast girişimlerine muhatap olmuştur. Hz. Ebu Bekir (r.a.) dostunu uzaktan seyreder. Ne olabilir, ne olmaz diye. Belli Bir Süre ardından bir taş yığınının önüne iştirak eden Hz. Peygamber (s.a.v.) oracığa oturur. Belli Bir Süre ardından da ağlamaya başlar. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ise arkaya çömelir ve heyecanla Okumaya devam et “Yoksul bayanların büyüttüğü bir peygamber”

İstismar ve kuvvet ikilemindeki kadın

İstismar ve kuvvet ikilemindeki kadın

Hatırlarsınız. Bundan 30 yil öncesinde bir Pakistanlı bayanın burnu dayısı aracılığıyla kesilmişti. Sebep de ailenin öngördüğü damat adayını kızın onay etmemesiydi. Bu cani dayı hunharca hareketinin karşılığında mapus cezası almıştı.Ancak bu olay Batı medyasında yıllarca kullanıldı.Burun ve dudak kesme benzeri bir geleneğin varlığından bahsettiler. Birden Çok ruh hastasının hunharlığını bir kültüre ve üstelik dine eşya ederek rezilce kampanya yürüttüler. Ne Sebeple bu olayı hatırlattım… Çünkü geçenlerde bu kadına suni burun inşa edildi diye olay yine bilgi inşa edildi da ondan ötürü.Peki, coğrafyamızda kadınlara karşın bu türden zulüm işlenmiyor mu? İşleniyor. Bunun nedeni nedir?Neden bu türden yanlışlıkları artık aşamadık?
Bunun başlıca nedeni cehalettir. Dinin özüne ters geleneklerdir. Ruh abuhavası anlaşılmaz adamların tarzıdır, Okumaya devam et “İstismar ve kuvvet ikilemindeki kadın”

EN GİN TOLER ANS

EN GİN TOLER ANS

Medine’de kıtlık seneleri olabilir. Tarihte bu senelere “kum yılları” denilir. Bu dönemde Hz. Ömer halifedir. Hz. Ömer bu senelerde süt ve et yememeye yemin eder. Ve yemez de. Bu aşama sonradan hafifleyince ve pazara yepyeni ürünler gelince fiyatı listesi Hz. Ömer’e ciro. Listeyi pahalı görür. Milletin alım gücünün bunun için yetmediğini görünce, evine bu mahsulleri sokmaz ve şu direktifi verir: “Her Medineli’nin evine bu ürünler girmedikçe, Ömer’in evine girmeyecektir. Ihtiyar bir bayan Hz. Ömer’in yanına ciro. Bayan Hıristiyandır. Bayan, Hz. Ömer’in parasal problemini halletmesini arzu eder. Hz. Ömer kadına der ki; “Müslüman olursan senin problemini ek olarak huzurlu Okumaya devam et “EN GİN TOLER ANS”