Bu dansın sonu ateş gibi bir yatak

Bu dansın sonu ateş gibi bir yatak

Birikim mecmuasının Ağustos/Eylül sayısında, Türkiye’nin en mühim toplumsal bilimcilerinden bir meydana gelen Çağlar Keyder’in kayda ölçüt bir söyleşisi var. Keyder, uygun fiyat düzey ile politik düzey arasındaki ilişkilere değiniyor.Klasik Marksist yaklaşım, siyaseti, ekonominin bir sonucunda görür. Oysa, ekonomiden yüzde surat müstakil olmasa da, siyasetin kendine has, otonom bir sahası vardır.Örneğin Keyder’e yönelik I. Hayat Savaşı’ nın en mühim sebebi, kapitalistler arası rekabet değil, devletleri yönetmen farklı kesimlerin kuvvet kavgasıdır. Keyder’in ifade ettiği bu yaklaşımı gayet mantıklı buluyorum şayet gözüm bir taraftan da ekonomide. Okumaya devam et “Bu dansın sonu ateş gibi bir yatak”

Zülfü Livaneli’nin ‘Veda’ filmindeki en mühim hatası

Zülfü Livaneli’nin ‘Veda’ filmindeki en mühim hatası

Zülfü Livaneli’nin hem bir senaryosunu yazdığı, hem bir de yönettiği ‘Veda’ isimli filmini görmeden öncesinde basında çıkan tenkitlerin hiçbirini okumadım.Sadece dergi ve web sitelerindeki alakalı başlıklar arzu eder istemez gözüme çarptı; o kadar.Mustafa Kemal Atatürk konusunun beni özellikle ilgilendirdiğini de biliyorsunuz.Çünkü Kemalizm dediğimiz “otoriter ideoloji”, Atatürk’ün hayatının belli bir yorumuna dayanıyor.Ben özellikle otoriterliği sebebinden Kemalizm’e karşın olduğum amaçlı de Atatürk ile yakından ilgiliyim.’Veda’ beni şaşırttı. Zira bildik klişelerle dolu bir Atatürk yüceltmesi bekliyordum. Şayet gördüm ki Veda’nın birincil problemi Okumaya devam et “Zülfü Livaneli’nin ‘Veda’ filmindeki en mühim hatası”

Refleks filan değil, şunlar örgütlü işler

Refleks filan değil, şunlar örgütlü işler

Hrant Dink cinayetinden ardından, “katilin de psikolojisini tanımlamak gerek” diyenler çıkmıştı.Neyi anlayacaktık?Efendim altını çizen millete kötü söz edenler varmış. Bu vaziyet bir takım kişilerin ruhi vaziyetini bozarmış. Bozuk ruhlar da erkek vururmuş.Bir kere şunu söyleyelim: Bu ülkede herkesin hudut meydana geldiği, kızdığı nice durum ortaya geliyor. Gidip erkek mı öldürüyoruz?İkincisi: Millete kötü söz edildiği koca bir uydurmadır. Bizzat davalarını gütmek talep eden nasyonalistlerin uydurmasıdır.Asıl ehemmiyetlisi ise şu: Türkiye’de bu tip kritik vakalar hiçbir zaman “bireysel girişim” neticesi olmaz. Arkasında kesinlikle yabancı bir istem, kritik bir teşvik vardır. Okumaya devam et “Refleks filan değil, şunlar örgütlü işler”

2004 darbecileriyle Ergenekoncular benzer ekip değil

2004 darbecileriyle Ergenekoncular benzer ekip değil

Eski Siyah Kuvvetleri Komutanı, çalışma süresini tamamlamış yani emekli Org. Aytaç Yalman, eskiyen Gökyüzü Kuvvetleri Komutanı, çalışma süresini tamamlamış yani emekli Org. İbrahim Fırtına ve eskiyen Deniz Kuvvetleri Komutanı çalışma süresini tamamlamış yani emekli Ora. Samimi Misal, ‘Ergenekon’ soruşturması alanında savcılara geçen gün anlam verdi.Hatırlarsanız, geçenlerde, Ergenekon davasından rehin basın mensubu Mustafa Balbay, mahkemede “Biz buradayız, diğer generaller nerede” demişti.Bunun üst kısmına medyada, ‘sahi neredeler’ kıvamında yazılar çıktı. Derken 2004 çağı güç komutanlarının da anlam vereceği öğrenildi.Bazıları bu gelişim amaçlı, “Hah hemen oldu” diye konuştu. Nihayet ‘olayın özüne’ gelinmişti.Peki, Ergenekon Davası’nın özü, hakikaten de Samimi Misal’in Okumaya devam et “2004 darbecileriyle Ergenekoncular benzer ekip değil”

1970’lerden kalma cüzdan siyaseti kazanmaya yetmez

1970’lerden kalma cüzdan siyaseti kazanmaya yetmez

Kemal Kılıçdaroğlu’nun kongre konuşması artık fazla bir birşey anlam etmiyor. Başka Bir Deyişle bu konuşmaya bakarak anlam edilecek açıklar noksan kalacaktır. Niye? Zira konuşmanın bizzat noksan de o yüzden.Konuşmada “iki kocaman eksiklik” göze çarptı:
‘Cüzdan’ vardı, ‘Kimlik’ yoktu: CHP’yi uzunca süredir izleyen basın mensupları ve akademisyenler, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını 1970’lerden kalma buldular.Bu hali yorumlamak amaçlı bazıları “Motor eskiyen, kaporta yeni” benzetmesi yaptı.Haklıydılar zira 1970’lerde cüzdan siyasetleri öncelikliydi. Başka Bir Deyişle emek-sermaye çelişkisi, sınıflar arası uçurum, pastanın hakça bölüşülmesi benzeri sorunlar…1980’lerde ise hem bir Türkiye’de, hem bir de yeryüzünde kimlik siyasetleri önem kazandı.Kılıçdaroğlu, Kürt ve Alevi meydana gelmesine nazaran kimlikleri es Okumaya devam et “1970’lerden kalma cüzdan siyaseti kazanmaya yetmez”

Adalet ve utançtan ek olarak güçlü: Nefret

Adalet ve utançtan ek olarak güçlü: Nefret

Bir bul ahlakın kökeni ile ilgili tartışmıştık. Antropologların çalışmaları bize şunu gösterdi: “İlkel” denilenler de dahil olmak üzere, dünyadaki bütün kültürlerde tespit edecek bir ahlak anlayışı vardır.Bu ahlak kaideleri arasında hiç şüphesiz en ehemmiyetlisi adalet zihniyetidir. Anında her biri bariz bir adalet duygusuna sahiptir.İnsanlığın bir yabancı partner noktası da utanç hissidir. Pozitif değerlere ters davrananlar, yaptıkları meydana çıktığında utanç duyarlar. Okumaya devam et “Adalet ve utançtan ek olarak güçlü: Nefret”

Kadir Topbaş uyan! İstanbul’a plaj ve piknik yeri gerek

Kadir Topbaş uyan! İstanbul’a plaj ve piknik yeri gerek

Önce Rumeli Kavağı’na uzandık.Boğaz süresince vatandaşlar aşağı alta, üst üstüne denize girmeye çalışıyordu.Kavak’ta yiyecek yediğimiz lokantanın yanı başındaki ‘Altınkum’ isimli özel plajın durumu ise inanılmazdı.Kum ve deniz insan kaynıyordu. İple sınırlanmış emniyetli meydanda kulaç atmak olası değildi.İşletmeci memnundur tabiki şayet benim düşünceme göre insaniyet dışı bir görüntüydü.Dediğim benzeri, yalnızca Altınkum’da değil, bütün Boğaz şeridinde benzer durum vardı. Caddebostan’dan Pendik’e bütün sahili gördük.Halk piknik uygulamak üzere çimenleri öyle ki işgal etmişti.Her yerden mangal dumanları yükseliyordu. Ağaçlar arasına hamaklar Okumaya devam et “Kadir Topbaş uyan! İstanbul’a plaj ve piknik yeri gerek”

Yargıda tarafsızlık bağımsızlıktan ek olarak mühim bir değerdir

Yargıda tarafsızlık bağımsızlıktan ek olarak mühim bir değerdir

Bir defa ek olarak hüküm bağımsızlığını dillerine doladılar. Hüküm tarafsızlığını ise ustalıkla es geçiyorlar.Peki, hangisi ek olarak önemli: Yargının tarafsızlığı mı, yoksa bağımsızlığı mı?
Önce yabancı bir sahadan misal vereyim. Orta Hakem hükümleri futbolun bitmez tükenmez tartışmasıdır.Her futbolsever, “Hakem tarafsız olmalı, pozisyona en uyumlu kararı vermelidir” der.Yaz kış demeden tribündeki yerini alan bir futbolsever, hayattaki en kocaman mutluluğu tuttuğu takımın karşılaşmayı kazanması meydana gelmesine nazaran hiçbir zaman “Hakem bizim takımdan yana olsun” demez.Çünkü bu biçimde bir vaziyet utanç kaynağıdır. Her Biri mücadelenin adilane bir biçimde kazanılmasını ister.Malum hüküm erbabının ağzında ise bağımsızlıktan yabancı söz yok… Peki ya tarafsızlık? Okumaya devam et “Yargıda tarafsızlık bağımsızlıktan ek olarak mühim bir değerdir”

Orta Ciro Tuzağı’na düşer miyiz acaba

Orta Ciro Tuzağı’na düşer miyiz acaba

Buradaki pekçok birey, Cumhurbaşkanı’nın yaptığı değerlendirmelerin ne türlü öyle çeşitli bir sahaya çekildiğini anlamadıklarını ifade etti.Bence vaziyet gayet sarih:Türkiye’deki siyaset oyununun içerisinde bulunan pekçok birey, 12’nci Reisicumhurun kim olacağı dair kafa yoruyor ve ona yönelik pozisyon almaya çalışıyor.Elinde olanak olanlar (sözgelimi politikacılar ve medyacılar) bu zamanı direk etkilemeye uğraşıyor.En basit endişe da Gül’ün vereceği hüküm… Kocaman ihtimalle Meclis’ten “5 artı 5” çıkacak. Okumaya devam et “Orta Ciro Tuzağı’na düşer miyiz acaba”