TAM NEJAT İŞLER’İN DİŞİNE/DAMAĞINA YÖNELIK BİR YIYECEK KURSU

TAM NEJAT İŞLER’İN DİŞİNE/DAMAĞINA YÖNELIK BİR YIYECEK KURSU

Bir zaman rötarlı okudum: Asu Maro, Nejat İşler’e “Yemek inşa ediyor musun?” diye sormuş (Milliyet Sektör). “Bir Sürü,” diyor Nejat İşler. “Kursa gitmeyi tahmin ediyorum. Yiyecek programlarını bir sürü seviyorum sözgelimi, en bir sürü onları seyrediyorum, harika tüyoların verildiği… İnternette en bir sürü baktığım şey yiyecek tarifleri…” “Neler yapıyorsun?”a cevaben de, “Etli, tavuklu, balıklı şeyleri seviyorum, onları yapması ek olarak artistik geliyor” diyor. “Mercimeği haşla filan, bir sürü havalı gelmek bilmiyor. Bir film vardı, Nick Nolte ressamdı, 4 New York hikayesi, onun benzeri takılıyorum. Müziği açıyorum, ne içeceksem onu koyuyorum, dolabı açıp bakıyorum. Ondan da belli bir süre, ondan da belli bir süre, ne içiyorsam ondan da koyuyorum içerisine. Soslar Okumaya devam et “TAM NEJAT İŞLER’İN DİŞİNE/DAMAĞINA YÖNELIK BİR YIYECEK KURSU”

GÖNÜL PAKSOY’UN DİLLERE DESTAN ZİYAFETİ

GÖNÜL PAKSOY’UN DİLLERE DESTAN ZİYAFETİ

Belli bir mesafeden, bir takım vatandaşlar ne civarı da birbirlerine benziyor. Kimilerini ise başkasıyla değil karıştırmak, kıyaslamak dahi olası değil. Öyle biricikler. Inanılmaz. Gönül Paksoy, tam da bu şekilde biri işte. Birikimiyle, donanımıyla, zihninin işleme biçimiyle, o cool zarafetiyle… Herhalde en bir sürü da zevkiyle, pek gelişmiş estetik duygusuyla, müstesna biri. Yiyecek tasarımları, insanın aklını başından alır kudrette. Yemeklerle, basbayağı zanaat inşa ediyor. Bu yiyecek tasarımlarını derlediği kitapları var; hangi malzemeleri bir araya getirip onlara ne türlü formlar verdiğini gördüğünüzde Okumaya devam et “GÖNÜL PAKSOY’UN DİLLERE DESTAN ZİYAFETİ”

HANGİ TATLICI EK OLARAK FOTOJENİK? ACEMOĞLU MU, HAFIZ MUSTAFA MI

HANGİ TATLICI EK OLARAK FOTOJENİK? ACEMOĞLU MU, HAFIZ MUSTAFA MI

Abdulla’daki o çanta, Dhoku’daki o kilim diye bakınırken… Kuyumcuların ışığıyla kamaşmış, birey bolluğundan afallamışken… Ayıltsın diye bir kahve, bastırsın diye bir çay, öyle tüm zaman geçer Kapalıçarşı’da. Şayet ek olarak sonra çık dışarı ve kaybol yokuş aşağıya… Hasırcılar’da, aşağıya gerçek inerken sağda, vitrini öyle ki mıknatıs bir tatlıcı: Acemoğlu. Ağzını açmış bir yaratık benzeri duran, içinden fıstık fışkıran haşmetli canavarcıklar… Halep işi, Şam işi minik baklavacıklar, kadayıfçıklar… Tümü kuru, çıtır, taze… Eminönü’ne Okumaya devam et “HANGİ TATLICI EK OLARAK FOTOJENİK? ACEMOĞLU MU, HAFIZ MUSTAFA MI”

BALAT’TA ÇIFIT ÇARŞISI, AGORA MEYHANESİ

BALAT’TA ÇIFIT ÇARŞISI, AGORA MEYHANESİ

Balat’ta ana caddeden içeri girip Leblebiciler Caddesi’nde ilerlediğinizde, tekrardan gelmeyi kesin isteyeceğiniz bir eskiyen çarşıdasınız. Nilüfer’in de söylediği tanınmış şarkıya konu olmuş Agora Meyhanesi, çoğalış bir atölye. Şayet girişteki şarap kadehlerinden meydana gelen enstalasyon, hatırası olanınkini canlandırır. Hazal Kaya’nın ‘Balatlı A.’ mahlaslı camaltı sanatçısı annesi Ayşegül Kaya’nın, koleksiyonunu sergilediği dükkanı Tümü Hikaye de, İstanbul’un özgün ahşap tonoza sahip tek sinagogu da burada. Okumaya devam et “BALAT’TA ÇIFIT ÇARŞISI, AGORA MEYHANESİ”

LEZZET YETMEZ, ÖNCESINDE ŞEKLİYLE ÇAĞIRMASI LAZIM!

LEZZET YETMEZ, ÖNCESINDE ŞEKLİYLE ÇAĞIRMASI LAZIM!

10 senedir Feriköy’de nam salmış Hamov diye bir koltuk var. ‘Hamov’ Ermenice ‘lezzetli’ demekmiş. Burası da dolmalarının, taramasının, topiğinin, Ermeni mezelerinin lezzetiyle övünüyor. Geçtiğimiz hafta Nişantaşı’nda bir şube açtı. Yekta’nın oradan Süleyman Nazif sokağa girdiğinizde, anında solda… Kocaman hevesle gittik… Temiz pak bir koltuk yapmışlar, geride küçük bahçesi de var. Ancak ev imalatı börekler ve poğaçalar vaat ettiğinizde… Şayet çoğul konuşuyorsanız birden çok çeşitli tür bulmayı, adınız ‘lezzetli’ manasına geliyorsa da damakta bu iddiayı hissetmeyi bekleriz. Bir de o yemeklerin öncesinde bizi görüntü olarak çağırmasını bekleriz. Yeniden mi bir sürü talepkar olduk? Okumaya devam et “LEZZET YETMEZ, ÖNCESINDE ŞEKLİYLE ÇAĞIRMASI LAZIM!”

BİR MÜCEVHER OLARAK KÜRDAN, SANATIN NERESİNE DÜŞER

BİR MÜCEVHER OLARAK KÜRDAN, SANATIN NERESİNE DÜŞER

Elimde Food and Feasting in Art diye bir kitap var. The J. Paul Getty Museum basmış. Yemekler, şölenler, sofralar… Şarküteriden meyvelere, gümüş takımlardan sirkeye, yemekle irtibatlı anında her birşey sanatta ne türlü yer keşfetmiş kendine, tüm o tabloları referans vererek göstermekte. Kürdanın sanatta kritik yeri var mesela! Romalılarda ağaçtan mamul kürdanın yakınında tüy de kullanılıyor. 16. asırda ise altından, mineden ve kımetli taşlardan yapılma kürdanlar popüler. Birer mücevher benzeri tasarlanıp, kolye olarak boyunda taşınıyor kürdanlar! Lorenzo Lotto’nun Portrait of Lucina Brembati isimli eserinde (1518) gördüğünüz dekoratif takı, evet bir kürdan! Kürdan rica ettiğinizde unutan garsonlara, masaya koymayıp da talep etmek zorunda bırakan işletmecilere karşın, keşke bir daha trend olsa! Okumaya devam et “BİR MÜCEVHER OLARAK KÜRDAN, SANATIN NERESİNE DÜŞER”

BAKLAVANIN YUNAN OLMADIĞI O CIVARı BELLİ Kİ

BAKLAVANIN YUNAN OLMADIĞI O CIVARı BELLİ Kİ

Memlekette Şeker Bayramı. Ve Midilli’de anında hemen kesme şekere muhtaçsınız; tatlı dair öylesine zayıflar. Dünyanın en anlamsız baklavasını yapıyorlar. Kat kat değil, hışır değil, çıtır değil, tıkız, yüklü… Bademli, üzerine de tek bir karanfil saplanmış. Baklavada doğruluk argüman etmek amaçlı deli olmaları gerekli. “Doğu Akdeniz’e ve Ortada Avrupa’ya has baklava ve strudel benzeri kat kat açılan hamur işlerine bu sabah hem bir Yunanlar hem bir de Türkler sahip çıkıyor,” diyor Charles Perry, baklavanın köklerini sondajladığı yazısında. Okumaya devam et “BAKLAVANIN YUNAN OLMADIĞI O CIVARı BELLİ Kİ”

HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI

HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI

Çok tam olarak, rakamlarla belirlenmiş kati bir sebep: O kızdırıcı, bezdirici sıcaklar yok çoğalış. Havada tatlı bir serinlik, ılık bir şefkat var, narin bambu peştemallar benzeri sarıp sarmalıyor. Harika. Şayet bu havanın hiçbir zaman garantisi yok. Güneş bulutun arkasına girip tüm zaman naz yapabiliyor. Yağmurdan balkondaki havluların sırılsıklam ıslanması hiç de romantik değil.Akşamları omuzdaki zarif hırka dişleri birbirine vurduruyor, fırtına çıktı mı yiyecek masası tepetaklak. “Bağlam değişince benzer meydana gelen birşeyler de farklılaşıyor,” diye konuştu bir yakınımız, Assos’un felsefe merakının tesiriyle olsa gerek! Evet, gökyüzü sıcakken rüzgar ne harika Okumaya devam et “HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI”

ERKEK BEBEĞİNİ YALNIZ BIRAKMIŞ

ERKEK BEBEĞİNİ YALNIZ BIRAKMIŞ

Kocaeli Gölcük’teki dehşetengiz vakası takip etmişsinizdir. Türkiye’de birçok rastlamadığımız türden Amerikanvari bir farklı cinnet/cinayet. Bayanın siyah-kırmızı ful aksesuar kostümü, peruksu saçının dip boyası… Dokuz gün üzerine haneye gelince mama yapıp yedirmeye çalışması (polislerin hanede ateş gibi mama bulması)… Öğretmen çocuğu bir dershane öğretmeni olması, dahası Gölcük’te Rheinland Pfalz İlköğretim Okulu diye bir okul olması… İç paralayıcı olması bir tarafa, hangi aracılığıyla baksanız anormal bir hikaye. Ancak gelin bir de şuradan okuyalım: “Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki bir ilkokulda dershane öğretmenliği yapan 34 yaşlarındaki Seçil M.D., iki maaş adam bebeğini hanede tek başına bıraktıktan ardından dokuz gündelik bayram tatilini geçirmek üzere memleketi Adana’ya Okumaya devam et “ERKEK BEBEĞİNİ YALNIZ BIRAKMIŞ”

GRİBE DEVA DÖRTLÜ

GRİBE DEVA DÖRTLÜ

Mercimek, domates, sebze, tarhana filan da olabilir, yapan varsa Osmanlı’dan kalma bayan tuzluğu, badem, oğmaç, tutmaç… Şayet asal hasta çorbası, bol karabiber basılmış tavuk suyuna şehriyedir. Sokakta içilecekse Saray Muhallebicisi bir klasiktir; bu vesileyle Kadir Topbaş’ın başkanlığa devam etmektedir olmasından duyduğumuz memnuniyeti de yazalım kenara. “Çaydan bir zaman uzak kapılmak mahaline yemekten üç zaman uzak durmayı seçim ederim” diye bir Çin atasözü var. Ihlamuru, adaçayını, yeşilini, yaseminini, çoğalış toplamı bini bulan nebat ve meyve çaylarını da katarsak, hastalıkta ömrü yükselen bir laf olmalı! Okumaya devam et “GRİBE DEVA DÖRTLÜ”