ÇATAL GELDİ DOĞRULUK ZAİL OLDU

ÇATAL GELDİ DOĞRULUK ZAİL OLDU

Keşke bu “rüya” özgünlüğü, polemik konusu yapılamayacak mutlu olmak projeksiyonlarından ibaret kalsa. Ancak mükemmel saadet özleminin diğer yüzünde mükemmel kâbus senaryoları durur; başkalarının “kötü” meydana geldiği vehmi. Mantık yürütme mahaline “rüya yürütme”ler, istişareler mahaline “istihareler”. Malum ve kısmen gizli gerçekleri beğenmediği hasmına izafe ederek hedefini şaşırmış komik tümevarımlara gitmeler. Kapalı kapılar ardında neler meydana geldiğini herkesten iyi bilmeler…
Numan Kurtulmuş’a saldıranların kapalı kapılar ardında olanları “görmek”(!) benzeri yetileri var. Nasılsa bundan sonra. Okumaya devam et “ÇATAL GELDİ DOĞRULUK ZAİL OLDU”

Yumurta ve yumurtlama

Yumurta ve yumurtlama

Yumurta ve cop benzer kefeye konulmaz. Yumurta çok narin bir mukavemet aracıdır. Fakat, karıştırmayalım, Burhan Kuzu’ya yumurta atılmadı, yağdırıldı. Bunun Için maruz olan bireyin Burhan Kuzu benzeri iktidarın en anlayışlı, en mutedil şahsiyetlerinden biri olması, bununla birlikte talihsizlikti. Hakeza Süheyl Batum da hissesini aldı protestodan.
Polisin Dolmabahçe’de sergilediği “Orantılı kuvvet, kuvvet değildir” felsefesine karşın talebenin ele geçirdiği maneviyat üstünlük, Ankara SBF’de kısmen lekelendi. Ancak tüm şunlar talebelerin kaygılarını, gelecekle alakalı kızgın tedirginliklerini anlamazlıktan gelmemizi gerektirmez. Zanaat galerilerine müdahale edip durum çıkartan Tophanelileri mazur kılabilecek etkenleri ne türlü sıralayıp meydana koyuyorsak, talebelerin itiraz cihetlerini de anlayabilmeliyiz. Her söylemi getirip “maşa” muhabbetine bağlantı kurmak da tekrara düşmek oluyor. Üstelik ek olarak kaygı veren bir birşey oluyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor. Diyor ki: “Bunların arkasında tespit edecek yapılanmalar var.” O an itibarıyla bilgi ajansları “belirli yapılanmanın” gözüken ucunu bulmaya başlıyor. Okumaya devam et “Yumurta ve yumurtlama”

AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK CIVARı CİDDİ BİR ŞEYDİR

AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK CIVARı CİDDİ BİR ŞEYDİR

Aile yapısı çökmüş bir toplumu az ve uzunca vadede pekçok sıkıntının beklediğini öngörmek amaçlı kocaman bir sosyolog olmaya da sebep yok. Bununla Birlikte bizzat, ailenin, bütün ezici otoriteler karşısında, bireye hem bir liman hem bir de kendini yine yapma imkânı temin ettiğini tahmin ediyorum. Fakat… Aile yapısını işlek tutmanın karayolu, onu dışardan efsunlayıp, dokunulmaz duruma getirmek ve o aileyi yaratan insanlara abartmayın, katlanın demek değildir. Topluluk ve hükümet aracılığıyla dokunulmaz duruma getirilmiş bir yapının bir takım insanlara konfor temin ederken öbür bazılarına zindan meydana geldiği gerçeğini unutursanız, aileyi içerden çökertmenin önce adımını atmış olursunuz. Muhafazakâr ve gelenekçi/töreci düşünceler, aileyi kuvvetli bir sert duvar olarak tasavvur etme alışkanlığında o civarı aşırıya kaçıyorlar ki, aile bir yuva, bir liman olmaktan çıkıyor, kocaman balığın minik Okumaya devam et “AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK CIVARı CİDDİ BİR ŞEYDİR”

SENİ GİDİ MINIK ÇILGIN ŞEY

SENİ GİDİ MINIK ÇILGIN ŞEY

Şimdi, ortaokul mezunu Ogün Samast, “Suçlu ben değilim, manşetler” diyor. Tam bu noktada insanın midesi bulanıyor. “Seni gidi minik çılgın şey” diyorsun…
Bir çeşitli bitmeyen davada işin geldiği noktaya bakın: Hrant’ın katili, Hrant’ın arkadaşlarının çözümleme ve eleştirilerinden pasaj çalarak koruma hazırlıyor. Ogün Samast, Hrant Dink cinayetinde basının rolünü çözümleme eden demokrat yazarlardan esin alarak kendisini temize çekiyor. Bir sonraki duruşmada “askeri vesayet”ten bahsetmesini ve problemin bir “sistem sorunu” meydana geldiğini çözümleme etmesini bekliyorum bizzat. Rakel Dink’ten alıntı yaparsa, ona da şaşırmam.
Sizce de bu akıllar Ogün Samast amaçlı belli bir süre pek değil mi? Okumaya devam et “SENİ GİDİ MINIK ÇILGIN ŞEY”

Avrupa, Avrupa oluyor…

Avrupa, Avrupa oluyor…

SEÇİMLER yaklaşınca Sarkozy klasik can simidine sarıldı. “Ermeni soykırımını reddetmeyi hata haline getiren yasa” amaçlı kolları sıvismi. Erdoğan’ın kendisine verdiği katı yanıt beraberinde Ülkemiz’nin AB ile ilişkileri, AB’ye üyeliğin düş olması yine konuşulur oluyor. AB, Ülkemiz’yi almak istermiş şayet Ülkemiz’nin tavırları nedeni ile bu sorun rafa kalkmış değil. Sorun, Ülkemiz ve Türklerden ibaret de değil.
Fransa, Müslüman unsurları aşağılamak amaçlı hiçbir imkanı kaçırmıyor. Günlük hayat kâh peçe yasağıyla kâh öğrenim müesseselerindeki kılık elbise uygulamalarıyla sık Müslüman halkoyu aleyhine dönüyor. Sarkozy’nin tavrının tahlili amaçlı AB’nin öbür mühim ülkesi, Almanya’ya ve Sarkozy’nin ruh ikizi Merkel’e göz ucuyla bakmak dahi yeteri kadar. Okumaya devam et “Avrupa, Avrupa oluyor…”

Filmin büyüğü

Filmin büyüğü

Devlet adamları “düşünce ve ifade özgürlüğünden” doyasıya yararlanıyor; bir ülkeyi yönetiyor olmanın getirdiği sorumluluklarla bağdaşmayan bilgilendirmeler yapabiliyorlar, ama köşe yazarlarından, gazetecilerden, entelektüellerden “azami” ölçüde “sorumlu davranmaları” bekleniyor. Devlet adamları köşe yazarlarının sahip olması gerekli olan özgürlükleri kullanıyor, köşe yazarları ise “sanki ülke yönetiyormuşçasına” duygusuz, kontrollü ve soğukkanlı davranmak zorunda.
Bazı köşe yazarları aylarca rehin kalırken, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ifade özgürlüğünden bolca yararlandı yeniden. Bakana yönelik Uludere’de can veren 34 birey, sağ kalsalar kaçakçılıktan yargılanıyor olacaklardı. 34 birey yalnızca figürandı, PKK’nın en mühim kaynaklarından biri meydana iştirak eden kaçakçılık eylemlerinin figüranı! “Büyük filme bakmak lazım” diyor. Okumaya devam et “Filmin büyüğü”

Sözde sınıf kavgasında yepyeni sorular

Sözde sınıf kavgasında yepyeni sorular

TÜRKİYE günlerdir güya “dershane”yi tartışıyor. Polemiğin “Ben kararımı verdim” ile bir ticari işletmeyi inanç diliyle koruma garabeti aralarında sürüp gitmesi olması gerektiği kadar sorunluydu. İş ek olarak önce andan bu yana hükümet-cemaat çatışmasının sularına sürüklendi. Hizmet’ten ya da Hizmet’e yakın meydana geldiği çoğalış herkesçe bilinen meydana gelen isimlerin mevzuyu kriminalize etme gayreti da tuz biber ekti. Devlet, “Bizi tamamlamak arzu ediyorsunuz, bunun amaçlı TERÖR ile anlaştınız, hüküm Oslo’da verildi” benzeri ithamlarla karşılaştı. 2004’teki bir MGK hükmünün, o kararı verenlerin çoktan tasfiye olduğuna ve vesikanın yürürlüğe konmamasına dahi aldırılmaksızın “Gülen’i bitirme planı” diyerek manşet yapılmasına şahit olundu. Dershaneyi müdafaa etmek amaçlı Başbakan’a Firavun, Karun, Yezid diye haykıranlara da şahit olduk… Ergun Babahan’ı ve Andrew Finkel’i Gülen’i tenkit ettiler diye kovan gazetenin evrensel yayım yönfaktörü, kendine bakmadan bizzat benzeri düşünmeyenleri “Beyefendi huzursuz olmasın Okumaya devam et “Sözde sınıf kavgasında yepyeni sorular”

‘Üst mantık’ kim?


‘Üst mantık’ kim?

ERDOĞAN’ın Letonya-Estonya gezisinde gazetecilere verdiği mülakatın en mühim bölümü, Kobani üzerinden meydana gelen vakalarda PYD’yi aşan bir üst akıla işaret etmesiydi.
Orada yer alan her biri haliyle sordu: “Kim/ kimler?”
Cumhurbaşkanı Erdoğan da haliyle yanıt vermedi.
Bir devletin en başında yer alan bireylerin makamları ülke ya da farklı ülkelerin meydana getirdiği odakların adını vererek konuşmaya müsait olmayabilir. Bununla Birlikte sıradan kuşkulular esasen ortada.
Suriye probleminin esasında yalnızca Esad- Ülkemiz gerilimi yaratmadığı, Suriye’de karşımıza dikilenin işin esasında ve özünde İran meydana geldiği herkesçe malum bir olgu. PYD’nin Rojava hamlesinin arkasındaki güçlerden biri meydana geldiği da. İsrail’in IŞİD’e karşın YPG güçlerine övgüler düzdüğü malum. İsrail, Ülkemiz’ye kayıp verici her zamanı destekleme eğiliminde. Okumaya devam et “‘Üst mantık’ kim?”

Millet olabilmek

Millet olabilmek

FİL ne türlü ki hortumundan ibaret değildir, Seyahat Parkıyla parlayıp ülke genelinde isyana sebep olan vakalar da parktaki bir topluluğun içten şikâyetlerinden, taleplerinden ibaret değildir.
Böylesi kocaman bir durum, mutlak global ameliyat olarak açıklanamaz; içeride karşılığı olmayan rahatsızlıklar dışarıdan dürtmeyle, bu boyutta patlamaz. Ama hiçbir spontane patlama da harici dayanak olmadan bu denli sürdürülebilir ve yıkıcı bir hüviyet kazanmaz. Vaziyet bu biçimde olunca, arzu eder istemez insanlar başa dönüp, “Olaylar ne türlü başlamıştı?” faslına da bakar ve neticeleri ellerindeki bir takım verilerle karşılaştırarak kocaman resmi görmeye çalışırlar. Içten itirazlara kulak sunmak ne civarı önemliyse, kocaman resmi görme gayretleri da o derece değerlidir. Okumaya devam et “Millet olabilmek”

Yalandan kimse can vermez, şayet ‘Alabora’ olunabilir


Yalandan kimse can vermez, şayet ‘Alabora’ olunabilir

İNGİLTERE’nin başkenti Londra’da, “68’den Seyahat’ye Yaşamsal Mücadele” konulu bir panele dahil olan Memet Ali Alabora, bitmez tükenmez Seyahat güzellemelerini bu defa de 1 Mayıs dolayımıyla güncellemiş. Seyahat’nin arkasında organize bir kuvvet olmadığını söyleyen Alabora, Türkiye’de “özgürlük” dendiğinde anında herkesin tüylerinin diken diken meydana geldiğini argüman etmekte. Sözlerinin devamı şöyle: “Zira, yepyeni 1 Mayıs’tan geliyoruz. Her birşey yasak. Sokakta yürümek yasak. Sağa bakmak yasak. Sola bakmak yasak. Konuşmak yasak. Düşünceni söylemek yasak. Hele yazmak, çizmek, bir basın organında dağıtım bu yasak.” (Hürriyet 05.05.2014).
Alabora, “Mesele yalnızca Seyahat Parkı değil dost, sen halen anlamadın mı? Hadi gel” twit’iyle birçok gündem olmuş, Seyahat olaylarını kışkırtmakla suçlanmış ve aleyhindeki hata duyurularına maruz kalmıştı. O günler yaşanırken, bir Okumaya devam et “Yalandan kimse can vermez, şayet ‘Alabora’ olunabilir”