Fransa, Mali’de ne arıyor

Fransa, Mali’de ne arıyor

Mali konusunda kitabı elektronik olarak yayımlanan Peter Chilson, Foreign Policy Dergisi’ne yazdığı makalede bu ülkenin tarihi arka planıyla ilgili mühim veriler veriyor. 1852’den 1893’e civarı Fransız sömürgecilerine kök söktüren Tukulor İmparatorluğu bu tarihin mühim bir parçası.
İslami bir hükümet meydana gelen Tukulor İmparatorluğu Ticaniliğe ilişkili Hacı Ömer’in önderliğinde oluşturulmuş ve sömürgecilere karşın direnişi örgütlemiş. Hacı Ömer’in öldürüldüğü 1864’e civarı Batı Sudan’dan Senegal’e, oradan Timbuktu’ya civarı uzanan toprakları hâkimiyeti altına almış. Hacı Ömer’in ölümünden ardından da ek olarak hemen hemen 30 yıl direnmeye aynı ritimde devam etmiş.
Sonuçta sömürgeciliğe direnmekle İslamcı düşüncenin ve hareketlerin şekillenmesi aralarında tabiki yakın bir bağ var. Şimdilerde de esasında bunun çeşitlemelerinden birisine tanıklık ediliyor. Sömürge çağından ardından meydana çıkan Okumaya devam et “Fransa, Mali’de ne arıyor”

Seyahat, kent ve iktidar direnişi

Seyahat, kent ve iktidar direnişi

30 Mart 1972’deki, Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü, BDP milletvekili, çağın Dev-Genç Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün sağ kurtulabildiği Kızıldere katliamının sonrasında Milliyet Gazetesi Evrensel Yayım Yönetmeni Abdi İpekçi tek tümcelik bir içerik yazmıştı: “Tanrım bu son çılgınlık olsun”
Gezi Parkı’nın kesinlikle boşaltılması gerektiğini Başbakan Erdoğan ifade etti. Herhalde sektör bugünü iktidar partisinin yapmayı amaçladığı kocaman gövde gösterisinden öncesinde bir ameliyat yapılacaktır da. Bu ameliyatın iktidar tarafından kesinlikle oldukça başarılı olması başka bir deyişle Seyahat’nin boşalması gerekecektir. İnşallah bu ameliyata sebep kalmadan kriz çözülür. Ek Olarak ehemmiyetlisi şayet bir saldırı yapılacaksa umarım sonrasında kimse bu şekilde bir başlık atmak zorunda kalmaz. Okumaya devam et “Seyahat, kent ve iktidar direnişi”

Kapitalizmin başkentine sosyalist başkan

Kapitalizmin başkentine sosyalist başkan

BÜYÜK Elma lakaplı New York kenti genetik yapısı itibarıyla demokrat meyilli bir şehirdir. İçinde her türden birey yaşar. Hayat kapitalizminin en mühim merkezidir, global finansın Kabe’si Wall Street bu kentin 5 bölgesinden birisi meydana gelen Manhattan adasındadır. Amerikan solcu fikrinin en mühim şahsiyetleri, kültürel devrimin liderleri, zanaat ve kültür yaşamının devrimcileri bu şehirde yaşar.
Ne var ki New York’u son yirmi senedir Cumhuriyetçi belediye başkanları yönetti. Rudolph Giuliani’nin kentin güvenlik meselelerini çözmesinin sonrasında, kampanyalarında bizzat kişisel parasını harcadığı amaçlı kimseye eyvallahı olmayan Michael Bloomberg belediye başkanı olmuştu. Onun çağında kentin 70 milyarlık bütçesi son denkleşmişti.
New York 11 Eylül saldırılarından ardından yaralarını sarmış, finans piyasasının devletçe kurtarılması ve emlak piyasasının canlılığını koruyabilmesi sebebiyle uygun fiyat krizi de göreli olarak hafif atlatmıştı. Okumaya devam et “Kapitalizmin başkentine sosyalist başkan”

Çatı aday ve Müslüman Cumhuriyet


Çatı aday ve Müslüman Cumhuriyet

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin bundan sonraki evriminde ek olarak inanç referanslı bir kurgusal çerçeveye sahip olacağını öngörebiliyoruz. Toplumun sekülerleşmesi yepyeni ve ek olarak demokratik bir laiklik anlayışını şekillendirene civarı bu vaziyet aynı ritimde devam da edecektir. Ortadoğu’da Cihatçıların yarattıkları yepyeni gerçeklik, İslam dünyasında ve Müslümanlar aralarında yepyeni arayışları, inanç ve siyaset arasındaki ilişkiyi baştan düşünmeyi gündeme getirecektir. İran İslam Cumhuriyeti’nin geçireceği evrim de İslam âleminde politikanın hangi temellere oturacağı, bağımsızlık, eşitlik ve adalet kavramlarının ne türlü uygulanacağı ve kurumsallaşacağını belirleyecektir.
Türkiye bu anlamda bir sürü mühim bir imkanı teperek, AK PARTI idareninde özgürlükçü bir politik sistem kurma projesinde çuvalladı. Bu neticede birinci derecede amil meydana gelen öğe kanımca dinin ve dinselliğin bizzat de değildi. Ülkemiz politik ananesi arasında otoriter karayolu seçmek hem bir çekici hem bir de bu denli köklü bir yaşamsal altüst oluş sürecinde pratik geldiğinden bu yola sapıldı.
Okumaya devam et “Çatı aday ve Müslüman Cumhuriyet”

Sığınmacı meselesiyle yüzleşmek

Sığınmacı meselesiyle yüzleşmek

SURIYE’den kaçarak Türkiye’ye sığınanların mühim bir bölümünün ortada ve uzunca dönemde geriye dönemeyecekleri anlaşılıyor. Öncelikle, belli ki iç savaş kısa zamanda sona ermeyecek. Hatta sona erse de Türkiye’ye gelmiş olanların kolay bir şekilde dönebilecekleri bir fiziksel ve uygun fiyat ortam oluşturulması hayli süre alacak.
Bilindiği benzeri mültecilerin bir kısmı çadırkentlere yerleşti. Afet ve Ivedi Vaziyet Idaresi (AFAD) Başkanı Dr. Fuat Oktay’ın söylediğine yönelik şunlar dünyadaki emsallerinden ek olarak sıkı koşullarda oluşturulmuş ve yönetilen mekânlar. Harran’daki konteynerkentte görebildiklerimiz bu iddiayı doğrular nitelikteydi.
Kampların en mühim özelliği buralarda en azından bir rejim olması. Gene Dr. Oktay’ın çarşamba gecesi, Habertürk TV’deki Afşin Yurdakul’un sunduğu “Dünyanın İşleri”programında anlattığı benzeri şartlar zorlanarak da olsa normal bir hayat akışı sağlanmaya çalışılıyor. Arapça dilinde öğrenim yapılıyor. Kampta yaşayanların bir kısmı sabırla, Okumaya devam et “Sığınmacı meselesiyle yüzleşmek”

Her birşey savrulurken

Her birşey savrulurken

Gerçekçi bir bakış açısıyla Suriye’de, iç savaşın gidişatına bakılırsa bir çözümün bir sürü kısa zamanda devreye gireceğini beklemek kolay değil. Viyana’da varılan anlaşmada meydana çıkan takvim hayli uzunca sayılacak bir süreye yayıldığından, her evresinde günün koşullarına yönelik yepyeni meselelerle karşılaşmak olası. Bundan da ehemmiyetlisi bir görüşme ifade edilecek ve o biçimde Suriye’nin geleceğiyle alakalı bir uyuşmaya varılacaksa, masanın muhalefet tarafında başka bir deyişle Esad’ın karşısında kimin oturacağı belli değil. Yakın zamanda da belli olmayabilir. Viyana müzakerecileri bir teşkilat ismi üstünde anlaşsalar dahi bizzat savaşını vermekte meydana gelen öbür grupların bu temsilcinin bizzat kendilerini de bağlayacak kararlara imzasını atmasını ne ölçüde kabullenecekleri ya da bunları sindirecekleri de belli değil. Okumaya devam et “Her birşey savrulurken”

Dünyanın merkezi değilseniz eğer

Dünyanın merkezi değilseniz eğer

Zeyrek 20 milyon dolar değerinde tazminat dair tarafların anlaştığını, en dikenli sorun meydana gelen Gazze ambargosunun kalkmasında ise bir esnek formüle varıldığını yazıyor.
Buna yönelik Gazze’ye ambargo kalkmayacak fakat Ülkemiz, sağladığı ayrıcalıklarla Gazzelilerin yaşamlarını kolaylaştıracak işler yapabilecek.
İsrail’in Aşdod limanından Gazze’de ifade edilecek inşaatlar amaçlı gereken malzemeler gönderilebilecek. Ülkemiz Gazze’ye bir deniz suyu arıtma tesisi kurarak içme suyu probleminin halledilmesi istikametinde mühim bir katkı temin edecek. bu sırada şu aralar ilişkileri gergin benzeri görünen Almanya ve Ülkemiz beraber Gazze’ye enerji santralı inşa edecek. Ülkemiz’nin inşa ettiği sağlık kurumu konusunda prosedürler de bitirecek, çalışan, ilaç desteği benzeri konularda işler yokuşa sürülmeyecek.
Haberde, İsrail amaçlı bir sürü mühim bir şart meydana gelen, bir takım HAMAS mensuplarının Ülkemiz’yi terk etmesi dair bir anlaşmaya varılıp varılmadığı belirtilmiyor. Bundan bu gibi Ülkemiz’nin HAMAS ile ilişkisinin ne seviyede Okumaya devam et “Dünyanın merkezi değilseniz eğer”

Becerikli erkek tebliğci

Becerikli erkek tebliğci

Ayşe Arman’ın, ressam kocasını Fethullah Gülen cemaatine “kaptıran” -ne demekse- Leyla T. ile yaptığı röportajı okuduğumda şaşırdım. Kadını ya da adamı değil, o “tebliğciyi”, o becerikli erkek ‘messenger’ı heyecan ettim. Öyle ya, New York’da hayatını sürdüren bir ressam ile yakınlaşabilmek amaçlı kıyısından köşesinden bir miktar zanaat tarihi bilmek, olmadı en azından “aman empresyonistler bir sürü banal” benzeri muhabbetlerin altını doldurabilmek, “Art Nouveau’dan geçmem, Gustav Klimt’ten şaşmam” dünyalarında derinleşebilmek gerekir; “vaay” dedim; “bizim dostlar aşmış”.
Latife bir tarafa. Leyla T. nin “freak” muamelesi yapıp “Fethullahçılar” dediği grup, bir takım çevrelerce öteden beri “taraftar elde etmek amaçlı sinsi sinsi planlar yapan bir grup” muamelesi görür. Halbuki yapılmış olan kolay değil olsa da enteresan değildir. Anında her dinde, mensup meydana geldiği dini anlatması benzeri bir yükümlülük vardır inanmış bireyin üzerinde. Okumaya devam et “Becerikli erkek tebliğci”

EMPATİ KURMAK DEĞİL, KÖPRÜLERİ YIKMAK

EMPATİ KURMAK DEĞİL, KÖPRÜLERİ YIKMAK

Arman’ın içerik dizisi “mahalle baskısının ölçümü” benzeri güya sosyolojik bir sondaj yapılıyormuş havalarına büründürülmüş ki, bu davranış “Ayşecik tesettürde” macerasının tadını feci biçimde kaçırıyor. “Nişantaşılılardan bir reaksiyon bekliyoruz, ‘Hooop!’ filan desinler ya da berbat bakışlar fırlatsınlar… Hiçbir birşey olmuyor… Bir bakış fırlatıp hayatlarına devam ediyorlar. Söz yok, kötü söz yok. Mahalle baskısı yok” benzeri genellemelere varıyor.
Adeta bu ülkede başörtülüler hiçbir sorun yaşamıyor, bir elleri yağda bir elleri balda demeye getiriyor. Hemcinslerini uydurma söylemekle itham etmiş oluyor.
İşin kötüsü, ek olarak baştan bozuk bir niyetle çıkıyor yola. Başörtüsünü “milleti birbirine düşürmüş” bir bez parçası olarak nitelendiriyor ve öyle düşüyor yola.
Bir halkın % 99’u Müslüman ise, bu millet ne türlü olabilir da başörtüsü sebebinden birbirine düşer oysa? Anketlerin belirttiği biçimde bu halkın kadınları % 60’ı aşan oranlarda başını örtüyorsa, başörtüsü bu millet nezdinde bir konu demektir sosyolojik açıdan. Üstünde böylesine kocaman uzlaşma meydana gelen bir konuda millet birbirine düşmez zaten.
Sorun milleti temsil etmekle memur birimlerin, müesseselerin ve onların yandaşlarının milletle cedelleşmesindeki ısrardan doğmaktadır. Okumaya devam et “EMPATİ KURMAK DEĞİL, KÖPRÜLERİ YIKMAK”

Aydın Doğan sine-i millete mi dönüyor

Aydın Doğan sine-i millete mi dönüyor

Reşat Çalışlar, AK Parti’yi de Doğan Grubu’nu da benzer “burjuva” hamamının benzer tasları meydana geldiğini varsayan Türk solunun mevzubahis arbede abuhavası sebebiyle fena takdirde paralize meydana geldiğini, toplumu sınıfsal ölçülere yönelik ayırdıklarından mevzubahis arbede sebebiyle tezlerinin çöktüğünü söylüyordu.
Siteye tekrardan girdiğimde mevzubahis yazıyı bulamadım şayet bu defa bir özel haberle karşılaştım. Habere yönelik Aydın Doğan, A&G Denetim Şirketi’ne grubun aldığı vergi cezası ile ilgili bir anket yaptırıyormuş. Ev ev dolaşarak yapılmış olan ankette Aydın Doğan ve Recep Tayyip Erdoğan arasındaki polemik, Doğan Yayım Holding’in aldığı vergi cezası, bu cezanın sebepleri ve basın patronları ile ilgili sualler bulunuyor.
Bazı sualler ise taraflı, uydurma bilgi yapan, milletin çıkarlarını, dini hislerini sömüren dergi ve kanalları tespite yönelik. Ancak en hayret verici soru, yalnızca “iki adet” alternatif sunan ve zihinlerde tespit edecek bir hüküm oluşturmaya yönelik meydana gelen şu soru: Okumaya devam et “Aydın Doğan sine-i millete mi dönüyor”