Yalandan kimse can vermez, şayet ‘Alabora’ olunabilir


Yalandan kimse can vermez, şayet ‘Alabora’ olunabilir

İNGİLTERE’nin başkenti Londra’da, “68’den Seyahat’ye Yaşamsal Mücadele” konulu bir panele dahil olan Memet Ali Alabora, bitmez tükenmez Seyahat güzellemelerini bu defa de 1 Mayıs dolayımıyla güncellemiş. Seyahat’nin arkasında organize bir kuvvet olmadığını söyleyen Alabora, Türkiye’de “özgürlük” dendiğinde anında herkesin tüylerinin diken diken meydana geldiğini argüman etmekte. Sözlerinin devamı şöyle: “Zira, yepyeni 1 Mayıs’tan geliyoruz. Her birşey yasak. Sokakta yürümek yasak. Sağa bakmak yasak. Sola bakmak yasak. Konuşmak yasak. Düşünceni söylemek yasak. Hele yazmak, çizmek, bir basın organında dağıtım bu yasak.” (Hürriyet 05.05.2014).
Alabora, “Mesele yalnızca Seyahat Parkı değil dost, sen halen anlamadın mı? Hadi gel” twit’iyle birçok gündem olmuş, Seyahat olaylarını kışkırtmakla suçlanmış ve aleyhindeki hata duyurularına maruz kalmıştı. O günler yaşanırken, bir Okumaya devam et “Yalandan kimse can vermez, şayet ‘Alabora’ olunabilir”

Gelecek 24 Nisan’a civarı huzurlu mıyız

Gelecek 24 Nisan’a civarı huzurlu mıyız

ÇANAKKALE anmaları tüm görkemiyle bir bir kavramın altını çizmeye odaklanmıştı: Dostluk.
16 hükümet başkanı, 3 meclis başkanı, 3 cumhurbaşkanımız yardımcısı, 5 başbakan, 1 eskiyen cumhurbaşkanımız, 28 bakan, 6 beynelmilel teşkilat evrensel sekreteri olmak üzere 90’a yakın ülkeden üst seviye konuğun katıldığı merasimde Cumhurbaşkanımız Erdoğan, şu sözlerle ifade etti Ülkemiz’nin Çanakkale mesajını: “Burada, toplanan tüm ülkeleri, savaş yüzyılının çağrısının sona erip sulh yüzyılının başlaması çağrımızın muhatabı dostlarımız olarak görüyorum. Dünyanın bu mesaja hakikaten bir sürü ama bir sürü gereksinimi var. Partner acıları, yepyeni düşmanlıklar üretmeye değil, sulhun, sevginin ve yepyeni dostluğun temelleri amaçlı paylaşmamız gerekiyor.”
Aynı saatlerde Erivan’da da soykırımın 100. yılı amaçlı tertip eden tören devam ediyordu. Ermenistan’ı tanımlamak olası. Ülkemiz ne yaparsa yapsın, Sarkisyan geçim kaynağı meydana gelen diaspora Ermenilerinin sözünden dışarı çıkamaz.
Diaspora Ermenileri ise bilhassa Batıda Yaşayan ülkelerde misyonları, etkinlikleri oranında maneviyat ve politik üstünlük kazanabildiklerini bilmekteler. “Türkler, Ermenilere soykırım uyguladı”tezini ne civarı sıkı savunurlarsa o civarı ölçüt gördüklerinin bilincindeler ve yer aldıkları ülkelerdeki şanslarını, mevzubahis politik pazarlık kozları yardımıyla elde ettiklerinin farkındalar.

Neden buzdolabında 20 Eylül’de Kobani’den iştirak eden 100 bin Kürt’ün Türkiye’ye sığınması var. Ek Olarak temmuz ayı içinde onay edilen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Yaşamsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu”na atfen Çözüme Giden Yol Heyeti ve Kurumlararası İzleme ve Koordinasyon Komisyonu’nun oluşturulması var. Tarih 2 Ekim 2014. PKK, Kobanililere kucak açılmasına da mevzubahis kurul ve komisyonların oluşturulmasına da 3 Ekim’de Tunceli Pülümür’deki karakola saldırarak cevap veriyor. Hep mazeret olarak gösterdikleri “çözüm sürecinin legal tabana kavuşması ve TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI nezdinde müessesesel özellik kazanması” sorunu hallolma yolunda iken bunu yapmaları enteresan mi? Bana çoğalış enteresan gelmiyor. Selahattin Demirtaş’ın çağrısıyla 50’yi aşkın bireyin yaşamını yitirmesine sebep olan 6-7 Ekim vakaları, 35 civarı ilde olay çıkmasına ne sebeple oluyor. Öcalan’ın “Kobani düşerse çözüme giden yol biter” izahını da unutmamak gerekli. Kobani sorunu, AK Parti’nin Türkiye’nin duruşunu muhafazakâr Kürtlere dahi sıkı anlatamadığı, bunun yanında “İmralı sulh istiyor-Kandil savaş istiyor”ayrımının aşama başladığından beri ilk defa silikleştiği olaylar silsilesini ateşledi. 20 Ekim’de ABD’nin Kobani’de YPG’ye havadan tabanca ve mühimmat indirme kararı, İmralı’yı da Kandil’le birlikte evveliyatı sol orijinli liberal entelijansiyanın aradığı noktaya getirdi. Ne diyorlardı? “Batılı arkadaşlarımızın yardımı olmadan bu problemi çözemeyiz.”

Neden buzdolabında

20 Eylül’de Kobani’den iştirak eden 100 bin Kürt’ün Türkiye’ye sığınması var. Ek Olarak temmuz ayı içinde onay edilen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Yaşamsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu”na atfen Çözüme Giden Yol Heyeti ve Kurumlararası İzleme ve Koordinasyon Komisyonu’nun oluşturulması var. Tarih 2 Ekim 2014.
PKK, Kobanililere kucak açılmasına da mevzubahis kurul ve komisyonların oluşturulmasına da 3 Ekim’de Tunceli Pülümür’deki karakola saldırarak cevap veriyor.
Hep mazeret olarak gösterdikleri “çözüm sürecinin legal tabana kavuşması ve TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI nezdinde müessesesel özellik kazanması” sorunu hallolma yolunda iken bunu yapmaları enteresan mi? Bana çoğalış enteresan gelmiyor. Okumaya devam et “Neden buzdolabında 20 Eylül’de Kobani’den iştirak eden 100 bin Kürt’ün Türkiye’ye sığınması var. Ek Olarak temmuz ayı içinde onay edilen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Yaşamsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu”na atfen Çözüme Giden Yol Heyeti ve Kurumlararası İzleme ve Koordinasyon Komisyonu’nun oluşturulması var. Tarih 2 Ekim 2014. PKK, Kobanililere kucak açılmasına da mevzubahis kurul ve komisyonların oluşturulmasına da 3 Ekim’de Tunceli Pülümür’deki karakola saldırarak cevap veriyor. Hep mazeret olarak gösterdikleri “çözüm sürecinin legal tabana kavuşması ve TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI nezdinde müessesesel özellik kazanması” sorunu hallolma yolunda iken bunu yapmaları enteresan mi? Bana çoğalış enteresan gelmiyor. Selahattin Demirtaş’ın çağrısıyla 50’yi aşkın bireyin yaşamını yitirmesine sebep olan 6-7 Ekim vakaları, 35 civarı ilde olay çıkmasına ne sebeple oluyor. Öcalan’ın “Kobani düşerse çözüme giden yol biter” izahını da unutmamak gerekli. Kobani sorunu, AK Parti’nin Türkiye’nin duruşunu muhafazakâr Kürtlere dahi sıkı anlatamadığı, bunun yanında “İmralı sulh istiyor-Kandil savaş istiyor”ayrımının aşama başladığından beri ilk defa silikleştiği olaylar silsilesini ateşledi. 20 Ekim’de ABD’nin Kobani’de YPG’ye havadan tabanca ve mühimmat indirme kararı, İmralı’yı da Kandil’le birlikte evveliyatı sol orijinli liberal entelijansiyanın aradığı noktaya getirdi. Ne diyorlardı? “Batılı arkadaşlarımızın yardımı olmadan bu problemi çözemeyiz.””

AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’nin ‘çekimserliği’ veya ‘faydalı kaos’!

AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’nin ‘çekimserliği’ veya ‘faydalı kaos’!

Suriye Belli Bir Süre Hükümeti Başbakanı Ahmed Tuma, insaniyet tarihinin gördüğü en kolay değil dönemlerden bir tanesini yaşadıklarını anlatıyor. “Ruslar, yalnızca 6 gün içerisinde bin gökyüzü saldırısı tertip etti. Asker-sivil farkı gözetmeyen Ruslar, DAEŞ ile uğraş uydurma sebebiyle binlerce Suriyeliyi katletti. Muhaliflere pkk’lı gözüyle bakıyorlar. Onlar amaçlı ÖSO veya çeşitli bir grup fark etmiyor”diyor. Ruslar son 85 gün içerisinde 14 sıhhat, 14 destek, 9 öğrenim ve 17 altyapı merkezi ile 22 fırın, değirmen ve gıda sağlamak noktasını amaç almışlar.
Çok tanıdık değil mi?
PKK da cami yakıyor, sıhhat ocaklarını amaç ediniyor. Okullara mühimmat yığıyor ve üstelik okul, sağlık kurumu benzeri yerleri barikat haline getiriyor. Silopi, Cizre, Nusaybin benzeri kendileri tarafından stratejik ehemmiyeti meydana gelen yerleri “Rojava’laştırmaya”çalışıyor. HDP de gittikçe PYD oluyor. Okumaya devam et “AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’nin ‘çekimserliği’ veya ‘faydalı kaos’!”

Halep düşerse Ülkemiz de kaybeder

Halep düşerse Ülkemiz de kaybeder

Kilis’e atılan roketler 21 bireyin ölümüyle sonuçlandı. Diyarbakır’da bir zırhlı araca tertip eden saldırıda 3 kişi can verdi. IŞİD saldırıyor. PKK saldırıyor. PKK ile maçta netice alındığında bayrağı IŞİD devralıyor.
Ve Halep yanıyor.
Kilis’in IŞİD roketlerine maruz kalması, PKK saldırılarının aynı ritimde devam etmesi Halep’e yapılanlardan müstakil değil.
Türkiye iç siyasetteki erkek asmaca müsabakasına kilitlenmişken yalnızca 50 km uzağımızdaki Halep ölüp ölüp diriliyor. Beşar Esad’ın silahlı gücünün Rusya ve İran destekli Şii milisler eliyle Halep’te yollar açtığı can kaybı daha 1 Mayıs tarihinde 250’yi aşmıştı. Rejim Halep’te 4 sağlık kurumu ve 3 camiyi bombalayarak yok etti. Hudut tanımayan hekimler teşkilatına ilişkin bir sağlık kurumu vuruldu, 4 hasta kişi ve 3 doktor can verdi. Doktorlardan biri Halep’in son genç doktoruydu. Yalnızca hastaneler değil, yollar üstelik ekmek fırınları dahi saldırıya uğradı. Okumaya devam et “Halep düşerse Ülkemiz de kaybeder”

Mesele Lozan değil, Kıbrıs

Mesele Lozan değil, Kıbrıs

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu senedi meydana gelen Lozan’ın Cumhurbaşkanımız Erdoğan aracılığıyla sorgulanması, FETÖ ile mücadeleyi “kaldıraç”haline getirme çabasında olanları, pozu bırakıp özgün ayarlarına dönmeye zorladı. En enbaşta Doğu Perinçek’in ağza alınmayacak ifadeler kullandığı ve “Artık sizi AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI de kurtaramaz”diyerek tamamlandığı tehdit yazısını görmüşsünüzdür. Özet: Yalnızca bir zaman öncesine civarı, “Kemalist devrime az kaldı”, “Fikirlerimiz iktidarda” benzeri müjdeler(!) verici Perinçek ve benzerlerinin devrelerinin yanması amaçlı “Lozan’ı yeteri kadar bulmamak”yeterliymiş. Yalnızca iki zaman arayla “Millet sizi deliğe süpürecek”noktasına gelebildiler. Bir Sürü heyecan konusu bununla birlikte, Erdoğan’ı “deliğe süpürecek” meydana gelen bu millet, hangi millet? 15 Temmuz’da Erdoğan’ın telefon ekranından yaptığı çağrıya şeksiz kesinlikle yanıt verici ve bizzat kendilerini tankların önüne atan millet mi? Okumaya devam et “Mesele Lozan değil, Kıbrıs”

Gençler referandumu ipliyor mu

Gençler referandumu ipliyor mu

İlk tepkimiz, “Onların geleceği oylanacak, elbette ki iplemeleri gerekiyor”olacak, biliyorum.
Ama bilhassa üniversite gençliği yaşama karşın o kadar asallı bir üslup içerisinde ki, öncelikleri bizlerinkinden o kadar çeşitli ki, bize çok mühim iştirak eden tartışmalar onları zerre civarı ilgilendirmiyor. Onlar yaşamı elleriyle kavrayıp şekillendirme peşindeler. İçgüdümün bana söylediği, referandumu filan da pek iplemiyorlar, liderler ne civarı ter dökerlerse döksünler bu gerçeği de değiştiremeyecekler. Anlamıyorlar ve ardından da çıkıp ilgisizlikten yakıntı ediyorlar. Ve liderler gelecekte ne türlü bir Ülkemiz tasarımı sunarlarsa sunsunlar gençlere, onu da pek ciddiye almıyorlar. Zira siyaset ve siyasetçiden umutlarını kesmişler, kendilerine sunulanla değil fakat bizzat yarattıklarıyla var olabileceklerini biliyor gençlerimiz. Okumaya devam et “Gençler referandumu ipliyor mu”

Keşke Kürtleri de dinleseler

Keşke Kürtleri de dinleseler

KÜRTLERİN ek olarak sevinçli olabilecekleri bir ülkede yaşamaları ve bunun amaçlı çalışılması gerektiğini inşallah her biri onay ediyordur. En azından mantıklı insanlardan bu istikamette bir beklentim var. “Umarım”dedim; zira burası Ülkemiz, ne zaman ne olacağı belli olmaz, en mantıklı gözüken bir üslup dahi reaksiyon çekebilir, reddedilebilir.
Bir meseleye çözüm arayışını, uçlarda hayatını sürdüren kişilerin fikirlerine teslim olarak sürdüremezsiniz; mantıklı fikirlerin ortalamasını alacaksınız, yabancı çare yok. Ülkelerin mantıklı insanlar koroları, o ülkelerin yazılmamış anayasalarını oluştururlar. Ülkeler bu çeşit yazılmamış anayasalara sahip olmadıkları halde normali ve düzgünü bulamazlar.
Bugün Kürtlerin meselelerini çözmek amaçlı mantıklı insan seslerinden meydana iştirak eden koro oluşturulamamaktadır. Kürtlerin korosundan da bir sürü mantıklı ses gelmemekte ya da gürültü içinde kaynayıp gitmektedir. Keza Türklerden de bu konuyla alakalı mantıklı ses korosu oluşturulamıyor. Esasında konuşmayı bilsek ve elbette ki dinlemeyi öğrensek, Türk-Kürt karma bir mantıklı ses korosu oluşturabileceğiz. Okumaya devam et “Keşke Kürtleri de dinleseler”

Trendlerde çabuk değişim

Trendlerde çabuk değişim

Çinli tüketicinin yaşam tarzı tercihi, “yaşamak amaçlı tüketim yapmaktan huzur almak amaçlı tüketime”dönüşmüş. Şu an Çinli tüketicinin yüzde 54’ü, huzur amaçlı tüketimin ek olarak mühim meydana geldiğini düşünüyor.
Hindistan’da Bangalore ile Mumbai’nin toplamında nüfusunun üçte biri, eşcinsel yaşam birlikteliklerine pozitif bakmaya başlamış.
Tüm yeryüzünde mega şehirler meydana geliyor. İnanılmaz çabuk bir şehirleşme trendi var ve şuanki illerin de boyutları harika büyüyor. Sözgelişi, 2050 senesinde yeryüzünde şehirli nüfus 6 milyar 653 milyon olacak ve bu o dönemdeki toplamında nüfusun yüzde 70’ini oluşturacakmış.
2030 senesinde 1 milyon nüfuslu 221 kente sahip olacak Çin’de yepyeni bir model oluşturmuşlar. Pearl River deltasındaki tüm şehirleri birleştirip bir bir metropol oluşturacaklarmış ve bu yepyeni kentin nüfusu 42 milyon olacakmış. Okumaya devam et “Trendlerde çabuk değişim”

kavganın evlilikteki yeri

kavganın evlilikteki yeri

Çoğumuz evliliklerimizde olası olduğunca az kavga çıkmasına ve sinirler gerildiği anda dahi oluşmaya başlayan dövüşü ötelemeye uğraşırız. Evliliklerde kavga çıkaracak gerginliğin hiç yaşanmaması olası olmadığına yönelik, pekçok çiftin enerjisinin bu dövüşü önlemeye gittiği söylenebilir.
Teoriye yönelik, dövüşün az olması sevinçli evliliklerin garantisiydi. 18’inci asırdan bu yana âşık olduğu amaçlı evlenmeye başlayan insanlar, bu aşklarıyla mutluluğu bulacaklarına bizzat kendilerini inandırma ettikleri amaçlı evliliklerde dövüşü engellemek, mutluluğa erişmenin bir karayolu olarak görülmekteydi.
Gördüğünüz benzeri tanımlamaları yaparken “di”li geçmiş zaman kullanmaya başladım. Zira sevinçli evlilikler üst kısmına yapılmış olan çalışmalar, belli bir süre dövüşün evlilikleri tehlikeye düşürmediğini, aksine uzunca ve sevinçli evliliklerin garantisi meydana geldiğini gösteriyor. Okumaya devam et “kavganın evlilikteki yeri”