Altmışından ardından bobstil Budistlik

Altmışından ardından bobstil Budistlik

“Bir yandan câm-ı aşkın, bir yandan meyle ney / Kör-kütük, zil-zurnayım; sâki fitil ettin beni / Serhoşum, kör kandilim, yandım o mavi gözlere / Altmışından ardından cânâ bobstil ettin beni”!
Türkçe’ye 1940’lı senelerde giren “bobstil” sözü uçuk-kaçık giyinenler ve garip kılıklar içinde deli-dolu işler edenler ile ilgili kullanılırmış…
Meselâ, erkeğin açık mavi bir ceketin altına cart sarı pantolon çekmesi yahut fıstık yeşili gömlekle şeker pembesi birşeyler giymesi hem bir zevksizlik, hem bir bobstilliktir. Altmışından ardından çevreye garip görünecek işler etmek, seksek oynamak, burnuna halka takmak, bongo çalmaya heveslenip ders almaya başlamak yahut baleye başlamak da bobstilleşmek sayılır.
Yine o yaş grubundaki, başka bir deyişle altmışından ardından dünyanın tâââ diğer ucundaki Butan’a gitmek, hatta o civarı karayolu kültürel maksatla değil, Budist doktrinini uygulamalı biçimde öğrenmek amaçlı tepmek de benim düşünceme göre tam bir bobstillik nümunesidir… Okumaya devam et “Altmışından ardından bobstil Budistlik”

MEDED YÂÂÂ TWITTER

MEDED YÂÂÂ TWITTER

Memleketin kaderini heran değiştirebilecek bu hadiseler yaşandığı sırada, vaktin ana muhalefet partisi meydana gelen CUMHURIYET HALK PARTISI’nin öncüsü İsmet İnönü anında herkesi şaşırtan bir takım bilgilendirmeler inşa etti, gazetecilerin Bağdat Paktıyla ilgili sualleri üst kısmına “Hükümetin hükümlerini gerçek bulduğunu” ifade etti. İsmet Paşanın evrensel sekreteri Kasım Gülek de Londra’da bir beyanat verdi, “Ülkemiz, özgür hayat felsefesini Ortadoğu’nun öbür milletlerine yayan bir liderdir” diye konuştu. Paşa, 1957’deki savaş hazırlıkları esnasında da tek bir laf etmedi ve Doğu Anadolu seyahatine çıktı!
O vaktin gazetecileri, sonradan yayınladıkları hatıralarında İnönü’nün Ankara’da devlet ile kapalı kapılar ardında yaptığı müzakerelerde kıyametleri kopardığını, “Şimdi ordu sevketmek üzere olduğunuz yerlerde ben senelerce harp ettim. Savaşın ne türlü herhangi birşey meydana geldiğini bilmeden bu yaptıklarınızın farkında mısınız?” diyerek ortalığı kasıp kavurduğunu yazdılar… Okumaya devam et “MEDED YÂÂÂ TWITTER”

EVET, İÇERDİ AMA

EVET, İÇERDİ AMA

Şehzade Selim yahut sonraki ismi ile “İkinci” ya da “Sarı” Selim evet, içkiye müptelâ bir hükümdardır ama yabancı nitelikleri de vardır:
Babası ve dedeleri benzeri sefere çıkmamış, sarayında zevk u safâ ile karar sürmüştür ama en başında yer aldığı hükümet tabiî sınırlarına esasen erişmiş benzeri meydana geldiği amaçlı kendi sefere gitmesine esasen sebep de yoktur. Sefere çıkmamasına nazaran kuvvetli sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa’nın karşın çıkmalarına kulak asmayarak Kıbrıs ve Tunus’un alınmasını emredip fethedilmelerini imkanı sunan ve İnebahtı faciasından ardından Osmanlı donanmasını yine toparlayan birey, Padişah Selim’dir.
Çok yakında ile ilgili demeyeceğimizi bırakmayacağımız hükümdarın bir özelliği daha: Kanunî’nin başka tüm erkek çocukları benzeri çok güzel bir öğrenim görmüştür ve zamanının en kuvvetli entellektüellerinden biridir! Hatta hem bir Hürrem Padişah’a, hem bir de İkinci Selim’e nefret nazarıyla bakanımız tanınmış tarihçi İsmail Hami Danişmend dahi “Kronoloji”sinin İkinci Selim bahsinde hükümdarın hakkını teslim etmek zorunda kalmıştır! Okumaya devam et “EVET, İÇERDİ AMA”

Kahraman Kuveytliler

Kahraman Kuveytliler

Saddam Hüseyin 1990’ın 2 Ağustos’unda Kuveyt’i işgal etti. Operasyon birden çok saat içinde bitti, Kuveyt’in illeri, kasabaları ve çok ek olarak ehemmiyetlisi tüm yakıt kuyuları o zaman öğleden ek olarak sonra Irak’ın eline geçti.
Kuveyt birlikleri işgale o kadar oldukça başarılı ve tasarılı biçimde karşın koydular ki, kahraman Kuveyt silahlı gücü hiçbir zayiat vermedi, bir bir askerinin dahi burnu kanamadı, silâhları ve hattâ bir savaş uçağı olsun hasar görmedi.
Bu nihai derece zeki ve oldukça başarılı mukavemeti ne türlü gösterdiklerini heyecan mı ettiniz? Söyleyeyim: Iraklılar’ın geldiği işitilir işitilmez, Kuveyt’in o sırada “emîr”i meydana gelen Cabir Ahmed es-Sabah herkesten öncesinde düğmeye bastı, jetine atladığı benzeri memleketinden firar etti, komşusu Suudi Arabistan’a gitti, Taif ilindeki Hilton Oteli’ni kapatıp Okumaya devam et “Kahraman Kuveytliler”

Eyvaaah! Ayasofya cami olacakmış


Eyvaaah! Ayasofya cami olacakmış

TARİH Vakfı, Ayasofya’nın müze statüsüne nihai verilip fetih sonrasında asırlarda kullanıldığı hâle getirilmesine, başka bir deyişle tekrardan cami meydana gelmesine karşın çıkmış ve bu biçimde bir “tehdidi” engellemek maksadıyla bir imzasını kampanyası başlatmış.
Vakfın izahına yönelik aralarında hayat genelinde tarihçilerin, mimarlık tarihçilerinin, savunma uzmanlarının, bir takım gazetecilerin ve kani önderlerinin koltuk aldığı binden pek birey geçtiğimiz Cuma bugünü nihai bulan kampanyaya dayanak vermişler, ardından Beyoğlu’nun arka taraflarındaki bohem bir restoranda toplanılmış ve Ayasofya’nın cami olması tehlikesine karşın neler yapılacağı tartışılmış. Okumaya devam et “Eyvaaah! Ayasofya cami olacakmış”

KOMŞUYA AYIP OLUR

Yeri gelmişken, Saddam Hüseyin’in askerlerinin, Irak’tan kat kat zengin meydana gelen Kuveyt’e girer girmez yaptıkları muazzam yağmanın ilhamıyla meydana çıkan ve işgal esnasında Suudi Arabistan’da kahkahalarla belirtilen bir fıkrayı da nakledeyim:
Iraklı askerler, yağma amaçlı gözlerine kestirdikleri zengin bir villaya girmişler. Villanın sahibi meydana gelen ailenin erkekleri işgalin önce dakikalarında Emîr Hazretleri’nin izinden gitmiş, başka bir deyişle kapağı Suudi Arabistan’a atmış oldukları amaçlı binada yalnızca kadınlarla çocuklar kalmışmış…
Askerler öncesinde villadaki güneş kremlerini tereyağı zannetmiş, ekmeğe sürüp âfiyetle yemişler. Derken, elektronik ve beyaz mal nâmına ne varsa toparlayıp kapıdaki kamyonlarına yüklemiş, korku içinde titreyen ev sahibesine “Haydi, eyvallah!” Okumaya devam et “”

HALI YERİNE KUR’AN

HALI YERİNE KUR’AN

Meyzi Baran ve onun başlattığı “Hazine Avı”programlarını uygulayanlar, yabancıları halı, seramik yahut bakır işi benzeri yöresel ve turistik objelere yönlendiriyorlardı… Şayet nihai birden çok aydan buyana objeler değişti, turistler son olarak “Kur’an avı”na gönderiliyorlar…
Bazı turizm şirketleri, ava yollayacakları müşteriye ne yapması gerektiğini anlatırken, söze “Müslümanlar’ın mukaddes kitabına ‘Kur’an’ denir” diye başlıyorlar… “Kur’anlar yüzyıllar süresince elle yazılmışlardır. Eskiyen kitapçıları dolaşın, kendinizi elyazması Kur’an müşterisi benzeri gösterin ve 16. ya da 17. asırdan kalma Kur’anlar arayın. Ardından hangisini beğenirseniz iyi bir pazarlığa girişin şayet kitapçı elyazmasını dilediğiniz ücrete satmayı onay etse dahi sakın almayın, çünkü memleketinize götüremezsiniz, elyazması kitapları Türkiye’nin dışına müsaade almadan çıkartmak yasaktır, havaalanında Okumaya devam et “HALI YERİNE KUR’AN”

CAMİLER VE KİLİSELER ŞEHRİYDİ

CAMİLER VE KİLİSELER ŞEHRİYDİ

1830’larda müstakil Yunanistan’ın kurulmasının sonrasında, Mora ve Attike yarımadasıyla Eğriboz Adası’nda yer alan Türkler, Osmanlı topraklarına göçettiler. İkinci kocaman göç dalgası Balkan Savaşları’ndan ardından yaşandı. Selânik’in, Manastır’ın ve Yanya’nın katliamlardan kurtulabilen yüzbinlerce Müslüman sâkini Anadolu ile Trakya’nın farklı yerlerine yerleştirildiler. Batı Trakya’nın dışındaki bölgelerde hayatını sürdüren Türkler ise 1924’te Lozan Antlaşması gereğince yapılmış olan nüfus mübadelesi ile Türkiye’ye geldiler. 16. yüzyıldan bu yana ilde birden fazla manastır ile kilise yapılmış ve Atina, Osmanlı çağında bir “kiliseler şehri”olmuştu. 17. asır Atina’sında Evliya Çelebi’ye yönelik 300, İngiliz Konsolosu Jean Giraud’ya yönelik ise 350 kilise vardı. Okumaya devam et “CAMİLER VE KİLİSELER ŞEHRİYDİ”

Cumhurbaşkanımız’nın Cezayir’de gittiği ‘Kasba’nın şiirlere girmiş hazin öyküsü

Cumhurbaşkanımız’nın Cezayir’de gittiği ‘Kasba’nın şiirlere girmiş hazin öyküsü

Afrika gezisine çıkan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, Cezayir’de bizim “Kasaba”, Cezayirliler’in de “Kasba” dedikleri mekânı ziyaret etti şayet “Kasba”nın ne meydana geldiği dair birçok bir birşey yazılmadı. “Kasba” yahut “Kasaba”, Cezayir’de yüzyıllar süresince süren Türk yönetimi esnasında idare merkezi ve levend kışlalarının yer aldığı yerdir ve şair levendler buradaki gündelik yaşamın zorluklarını şiirlerine aksettirmişlerdir.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, çıktığı Afrika gezisinin önce ayağı meydana gelen Cezayir’deki resmî temaslarının sonrasında başkentimiz Cezayir’in “Kasaba” bölgesini ve oradaki Keçiova Camii’ni ziyaret etti.
Bundan yüzyıllar öncesinde Türkler aracılığıyla yaptırılan, sonraki yüzyıllarda genişletilen, şayet Fransız işgalinin Okumaya devam et “Cumhurbaşkanımız’nın Cezayir’de gittiği ‘Kasba’nın şiirlere girmiş hazin öyküsü”

NERİMAN SULTAN’IN MEDELLİĞİ, EDEPSİZLİK EDEN MATİSSE’İN BİR HARIKA DAYAK YEMESİ İLE NIHAI BULDU

NERİMAN SULTAN’IN MEDELLİĞİ, EDEPSİZLİK EDEN MATİSSE’İN BİR HARIKA DAYAK YEMESİ İLE NIHAI BULDU

HENRI Matisse, 20. yüzyıl resminin en kocaman ustalarındandı. 1869’da doğdu, haklar okudu, ardından resme heves etti ve bir aşama klasik resimle uğraştı.
Gençlik senelerinde Fas’a yaptığı 2 yolculuk, Matisse’in fotoğraf anlayışını değiştirdi ve ressam çağdaş tarza yöneldi. Rusya’yı da içerisine meydan uzunca bir Avrupa seyahatinden ardından Tahiti’ye gitti. Dönüşünde çizgileri çoğalış kişiliğini keşfetmiş, üslûbu ve zanaat anlayışı tamamen yabancı bir çizgiye yerleşmişti. Nice’e yerleşti ve en mühim yapıtlarını bu dönemde inşa etti. Epeyce uzunca bir hayat sürdü ve nihai senelerinde bizde “kaatı” olarak malum yapıştırma kâğıt tekniğiyle de eserler verdi. Okumaya devam et “NERİMAN SULTAN’IN MEDELLİĞİ, EDEPSİZLİK EDEN MATİSSE’İN BİR HARIKA DAYAK YEMESİ İLE NIHAI BULDU”